http://epipopanik.blogspot.com/

Şöyle yeni bir yazı hedesine başladım. Takip eden varsa falan diye bir ses edeyim dedim. Ben olsam merak ederdim falan. Okusam yani. Neyse; Yoğuşuk tıpkı daha önceki Kemik Kanatlar gibi öldü. Bu konsept ve yazım tarzı da öldü. Öldürdüm. Katilim. Serileşiyorum belki de, kim bilir. Neyse; hoşçakalın. ^.^

bu blog artık yok. yalnızca eski yazılar için bir depo. bir şeyler bekleyenlerden özürler, okuyanlara teşekkürler.

ankara ne tuhaf şehir. yapacak bir şey bulmak ne kadar zor böyle?..

ben az önce facebook'a kustum. buraya da sıvayayım dedim. buyrun:




sorumluluklarımızın yarattığı sorunlarımıza yardım için soru sorduğumuz insanların sorularımıza ve sorunlarımıza değil sorumluluklarımıza takılmaları ne kadar abuk, ilginç ve de gereksiz.. halbuki sadece "n'aber" demiştik..


tabii ne haber anlamındaki n'aber kelimesinin nasıl olupta nasılsın kelimesiyle anlamdaşlaşabildiğini anladığımda vicdanım kendini çok daha rahat hissedecek sanırım. evet; ben değil, vicdanım. kendisinin civcivleri var zaten. onları cv'lerine göre seçiyor hatta.

kendimi hiciv duellosuna davet edip yenilmiş biri olarak ödüllendirmek istemem de ukalalığım mıdır?

sizi sev-miyor-um.
siz: üstüne alınan ya da alınmadığı halde aslında kendisi olan kişiler topluluğu. evet hem kişiler hem topluluk.
sev: kedi gibi, mırıldanma gibi, mayışma gibi, gülümseme gibi.
miyor: müzüsyen kedi miyavlaması.
um: umur ve umursama ve umursamamanın kökü, hermafrodit ana-babası.

tüm bunları okuyup benden tiksinenlere haklısınız demek isteyebilirim belki de. ama demem.

süper
şiirselim
ben
habire
"enter"
tuşuna
basarak
sürreal
modern
astonomin
noneuklidian
şiirimsiler yazıyorum
hatta bakın
y
a
z
d
ı
m
mm
mmm
.
nokta


beğenmiyorsanız silin gideyim, ama bilin ki susmuyorum o zaman. ben devam ediyorum aslında ama sadece siz görmüyor oluyorsunuz.



evet şimdi arkadaş listemdeki azalma sayısını bekleyeceğim ya da beklemeyeceğim. umudediyorum ki bir gün o kadar iğrenç olacağım ki herkes şiirsel kusacak!

yıkıntılarımızın arasında yön bulmaya çalışan benliğimizin sıkıntı ve yorgunluk çığlıklarını duymaya başladığımız zaman artan baş ağrılarımızı gerçirdiğine inandığımız ilaçlarımız ve onların zehirlediği bilinçaltımızın geri gelip bizi dövmesi. dövmek, evet. öyle şiirsel bir kelime falan uymaz buraya, bildiğin dövüyor geldiğinde. neden insanlar sarhoşken sapıtıyor sanıyorsunuz, ne kadar çok zehirlerseniz sizler bilinçaltınızı o da o kadar ağır dövüyor sizleri. belki de aylardır bana kafayı yedirten rüyalarım da bunun bir sonucudur. dayak yiyorumdur bilinçaltımdan, kim bilir.


hayal gücümüzün yıkıntılarının arasından çıkan bir çerçeve, karalanmış bir kağıt, kırılmış bir heykelin parçası.. kim, ne hale getirdi burayı böyle soruları.. yankılanıyor.. hep sorulmuş ve hep sorulacak.. kimsenin ama hiç kimsenin cevap vermeye cesareti yok.. senin var mı? varsa buyur, beklerim.

benim hayal gücüm yok, yıktılar onu. kim? aile, toplum, ben.. uyum çabalarımızın başarısızlıklarının bizlerdeki derin izlerini fark etmemek, etmekten çok daha iyiymiş gibi geliyor sanki çünkü geri dönüşü olmayan bir kıyımın bitmiş halini görmek ve o parçalanmışlığın başında durup bir iki taşı üst üste koymaya çalışmanın hiç bir anlamı yok. yol bulmalı, yöntem bulmalı, gerçeği bulmalı..

ben ekilepros, beni yazanın hayal gücünün yıkıntılarına sonradan yerleşmiş bir çöpçül karakterim. yıkıntıların arasından bulduğum şeyleri yer, onları giyer, onlardan kendime ev yapar, onlarla yaşarım. zaman zaman ben gibi başkaları gelir buralara, çoğunlukla birbirimizden uzak durarız. bazen kalabalıklaşırız tabii ama bazen. en büyük hayalim benim gibi birini daha bulup burada kendimize küçük, huzurlu bir ev yapmak. burada yetecek her şey var. ben ekilepros, beni yazanın hayal gücünün yıkıntıları arasında yaşayan ve o yıkıntıları her şeyiyle hayatta kalmak için kullanan bir yeni yetme hayal gücü yapısı ve yapıcısıyım ve ben; dün bu kağıdı buldum..

"ben krealitos, beni yazanın hayal gücü dağınıklığına sonradan yerleşmiş bir çöpçül karakterim. bu dağınıklıkta bulduğum şeyleri yer, onları giyer, onlardan kendime ev yapar, onlarla yaşar-dım. burada kalabalıklaşmaya başlayıp düzenli bir hayata geçtikten ve etrafı düzenlemeye başladıktan bir süre sonra gelen kaosun ortasında yazıyorum bu sayfayı. biz ölüyoruz. biz, birbirimize öldürtülüyoruz. kim, ne ve nasıl algımız yetmiyor bizim ama oluyor. evlerimiz yıkılıyor bir bir. ölülerimiz bulunuyor bir bir. ben krealitos, beni yazanın hayal gücünün kendini yok edişinin öyküsünde yaşaan ve o yokedilişin içinde hayatta kalmaya çalışan genç bir hayal gücü yapısı ve yapıcısıyım ve ben; ölüyorum.."

ebeveynlerimiz öldürdü onları. kanları ellerinde. sevdiklerimiz, anlamayışlarından doğan karşı çıkışlarıyla öldürdü onları. kanları ellerinde. biz, tüm bu duyduklarımızdan sonra yıktık her şeyi ve hepsini. herkesten çok, kanları bizim ellerimizde. kanlarımıza bulanmış ellerimiz. kendi kanımıza. kendi kendimizin kirlettiği kirli kanımıza.

sonra yap yapabilirsen.. ben hala yapamadım..

daha kolay bir yol bilen var mı?
sesimi duyan var mı?
orada kimse var mı?
ekilepros? krealitos?

1 saat boyunca üşenmeden ertelediğim saatin uyandırma amaçlı çalan alarmı ve sonrasında 1 saat daha uyuma üzerine aile tarafından hunharca uyandırılmamın ardından sonunda yazıya dökecek kadar dank etmiş bir "naapıyorum lan ben" sendromuyla merhabalıyorum sizleri. lütfen karşı koymayıp merhabalanarak beni mesudediniz zira merhabalara karşı koyan insanları algılamakta, diğer insanları algılamakta zorlandığımdan çok daha fazla zorlanıyorum. başka bir algı türündeler onlar. neyse..


bazı şeyler üzerine ne kadar az uğraşırsam onların o kadar iyiye doğru gittiğini, bazı şeylerde de bunun tam tersi etki gösterdiğinin farkındalık tuğlası kafamı defalarca yarmış olmasına rağmen ben hala bunu dengeye oturtamadım, ne salağım..

farkındalık tuğlaları muhteşem şeyler. dank ediyorlar, kırıyorlar, acıtıyorlar hatta bazen rahatlatıyorlar. başı çok ağrıyan insanlar başlarına vurma noktasına gelirler bazen acının yönünü değiştirmek için, o hesap bir rahatlama sanırım. belki de değildir, neyse.

inanın bana ne yazdığımın farkında değilim.

bir sürü farkındalık tuğlası istiyorum. bir kısmını kendi kafamda kırıp kalanını rastgele insanlara fırlatacağım.

bence sözcüklerim bitti. ilgim dağıldı. bir sonraki tuğlamda görüşmek üzere.

şampanya kadehlerine doldurup içtiği ucuz ama etkili köpek öldürenlerinin dilinde bıraktığı gri irinlerle dolu yaralara baktı. siyah ve beyaz irinin birleşip oluşturduğu daha kötü kokan ve daha iğrenç duran bu şişlikleri eline aldığı minik iğneyle patlattı tıpkı geçenlerde yaptığı gibi. kusmamaya dikkat ederek dışarı boşalttı irini. kusmaktan nefret ediyordu. kusmak zayıflıktı. kusmak aşırılıktı. kusmak umursamaktı. bulanan ve bunalan midesinin ne düşündüğü çok da umrunda değildi, henüz, hala.

en son yediği haltı düşündü, dişlerine baktı ve midesini daha fazla ayrıntıyla zorlamamaya karar verip dişlerini fırçaladı. yediği ve yedirildiği tüm haltlara gitti kafası. midesi kalktı, durdu. köpük ve macunu tükürüp ağzını çalkaladı. bir parça daha macun attı ağzına, bir tad kalmasın diye. tekrar çalkalayıp ağzını tükürdü. gülümsedi. her şey normaldi. normal bir insandı o.
gülümsedi ve gününe devam etti. güneş tepedeydi.. tıpkı her güzel gün anlatısındaki gibi..

Önceki Kayıtlar