-Neler olabileceğini nasıl bilebiliriz ki?

-Ne?
-Yani herşey mümkün! En olanaksız diyebileceğimiz şeyin bile olma ihtimali bulunuyor artık!
-Ha?
-Serseri bir kurşun mesela?
-Ne alaka?
-Kan davası yüzünden birbirini kovalayan iki kişinin arasında kalıp çapraz ateşe maruz kalabiliriz belki de?
-Ne?!
-Ya da dükkanından çıkarken yakaladığı hırsızın arkasından silahıyla kovalayan dükkan sahibinin sapan kurşunu..
-Ne hırsızı be?
-Evet, daha kötüsü polis de olabilir.
-Ne diyorsun sen ya?!
-Ya bir eylem ile karşılaşırsak?
-Eylem??
-Herhangi birşey adına yapılmış herhangi bir eylem. Sürekli yapılmıyor mu zaten bir sürü şey adına?..
-Ne alakası var, ne diyorsun sen ya?
-Çatışan eylemciler var bir de tabii. Her şeye eylem yapmaktan birbirlerine karşı da eylem yapıyorlar artık. O değil bazıları sırf olay çıkarabilmek için eylem yapıyor zaten.
-Bizim ile ne aakası var ama bunun?
-Olur mu hiç? Bunlardan en çok bizim gibi olayların dışında kalmaya uğraşanlar zarar görüyor.
-Ne diyorsun sen be adam?!
-Biz de bir görüş savunmalıyız artık. Misal bu oluşturulmuş şiddet ve korkuya karşı eylem yapalım!
-Ne şiddeti? Ne korkusu?!
-Göreceğimiz şiddet!
-Nerede?!
-Dışarıda!!
-Ya manyak mısın nesin ya! Çekil şu kapının önünden! Derse geç kalıyoruz senin yüzünden zaten!
-Harbi ya.. Ders vardı.. Ama dikkat edelim dışarıda bak.
-Yürü lan! Yürü hadi! Karşıdan karşıya geçerken sağına soluna bak yeter sana! Gerisi doğru olsa bile yine de sadece paranoya!


Kullanılan görüş ve kişiler ben değilimdir. Kurgudurlar. Kurgu olmaları gerçek dışı olmalarını gerektirmiyor ama ne yazık ki..

ben;

ve parçalanmış perşembeler koleksiyonu
ve kafa karışıklığının kıvrımlı koridorları
ve jelibon
ve kahrolası sınavlar
ve kitapların kurtsuz kalmış sayfaları
ve kıskançlığın korkunç pençesi
ve staphylococcus aureuslarım

ben ve saçmalamalarım

kan kokuyor gözlerin, nefretle bakıyorsun bana. korkuyorum bakmaktan gözlerine, gözyaşlarının tuzunu dolduruyorlar yaralarıma. kapasam bile gözlerimi biliyorum, bakıyorsun hala. çevirmek istiyorum kafamı, olmuyor. bakıyorsun, bakıyorum hala..


aşağılıyor, iğneliyor, vuruyor, acıtıyor, yırtıyorsun beni, ruhumu, kalbimi. yalvarıyorum bazen yeter diye. bazense katlanıyorum hakettiğimi düşünürcesine. vicdanım rahatlıyor bu işkenceyle. ıslanıyorum gözyaşlarıyla.

gülümsüyorsun bazen. dişlerin gözüküyor dudaklarının arasından. yırtıcı, vahşi, keskin, parçalamaya hazır. gülümsemen bile taşıyor izini öfkenin. verdiğin nefes ile havaya karışıyor taşan kısımları. hava bile öfke kokuyor.

buram buram kan kokuyor oda. gözlerinden akıyor, sözlerinden akıyor, kalbinden akıyor, kalbimden akıyor. 

ve gece olup yatağa girince. belki bir nebze rahat uyuyabilirim diye örtüyorum üzerini bulabildiğim en büyük şey ile. gece yatağımda, üzerin örtülüyken bile hala biliyorum ki, bana bakıyorsun. kendime bakıyorum. üzeri örtülü aynamın arkasında, hala ben duruyorum karşımda. tüm kendime yaptılarımı, hayatımı, hatalarımı yüzüme vururcasına kendime bakıyorum. kendimden korkuyorum. kendimi cezalandırıyorum. kendimden kaçıyorum..




ciddi değilim, bu ben değilim, ben depresif değilim, aynamı seviyorum, uzun zamandır üzerini örtmüyorum..

yazı yazmayı unuttuğumdan şüpheleniyorum. yaklaşık 2 senedir "writers block"a kilitlenmiş halde olamam her halde. gerektiğinde insanların hoş diyebileceği türde öykü fikirleri bulabildiğimi düşünüyorum ama neden yazamıyorum? insanlar mutluyken daha az; depresif, üzgün, sıkkın iken daha verimli yazdığımı söylüyorlar. acaba gerçekten öyle mi? bence başka etkenler de var. eskiden rastgele bir konuda yazmaya başlayıp ondan bir anlam çıkarabiliyordum kendimce. şimdi cümlelerin arasında o anlamı kaybediyormuşum gibi geliyor nedense. edebi kaygıya falan da düşmedim halbuki.. :/


satırlarım kısa, anlamsız, üstünde durulmaya değmez geliyor bu tip yazma denemelerimde bile. nedenini hala çözemedim. writers block bir yere kadar yani. yeter ama. yazı yazabilme yeteneğimi geri istiyorum ben. nerede benim ilham perilerim?..

daha çok periye ihtiyaç var. peynir perileri, uyku perileri, rüya perileri, ilham perileri.. perilerin kanat sesleri baş ağrımın kronikleşmesine neden oldu artık zaten. sayıları arta arta daha yüksek ses çıkarmaya başladılar haliyle. tuhaf. pek iş yapmamalarına rağmen, çok sayıdalar. ya da gittiler ve sessizliklerinden başım ağrıyor.. neyse..

evet, neyse. düzensiz, hatalı ve devrik cümlelerim, yazım ve anlatım bozuklarım, saçmalamalarım için özür dilerim. uzun zamandır yazdığım en uzun yazılardan biri oldu bu aslında. amatörlüğüme verin. mutlu kalın. hoşça da kalın. ^_^

saçlarını ilginç şekillerde kestiren pek çok insana niye diye sorunca depresyondaydım cevabını aldığımdan dolayı geliştirdiğim bir teori bu. elbet benden başka düşünen de olmuştur tabii. üşenmedim en depresif halimle denedim. bir süre için işe yaradı. bir süre olmasının sebebi teoriden bağımsız olan aile faktörünün zaten sevmediği saçlarımın daha abidik bir şekil almasıyla birlikte üstüme kustukları öfke idi. neyse, henüz arkadaşlarım görmedi; onlar belki güzel derler o.o" (bi' umut işte..)


sakallarımda beyazlar olduğunu fark ettim. yaşlıyım yaşlıyım diye diye sanırım bedenimi buna alıştırdım. ilginç tepkiler vermeye başladı o da. tuhaf. bunu başka birine söylesem muhtemelen beyaz değil sarı onlar der. (evet, seyrek sakallıyım ayrıca)

(o değil de, görücüye kendimi anlatır gibi hissettim be böyle. günlük modunda oldu zaten yazı. neyse, depresif etkiden etkilenirseniz siz de; saç kestirin.)

oy.. 2 senelik writers block hala tepemde sanki.. üzerine yazacak bir şeyler bulmak lazım bir ara..

print "hello world" muydu neydi python programlama dili için o meşhur başlangıç cümlesinin yazılışı. neyse, önemli de değil zaten. şimdi;


yoğuşuk: yoğuşmuş olan, yoğun hale geçen anlamına geliyor tdk ya göre misal su buharının soğuyup su olmasına yoğunlaşma diyoruz ya hani, onun su haline de yoğuşuk diyoruz işte. niye blog adı, bilmiyorum tam olarak henüz..

yoğuşuk; uyuşuk, yoğun, yığın falan gibi bir sürü kelimeye benziyor.

ironk, ironi yapıldığında ortaya çıkan, insan kulağının duyamayacağı frenkanslardaki ses. hani sitkomlarda espri yapılınca gülme efekti verilir ama oyuncular duymamış gibi yaparlar ya, onun gibi işte. aslında onlar duymuyor cidden, frekans farklı. yersen..

ukala ve mütemadiyen saçmalayabilen bir insan olarak bu başlangıç yazısı olması gereken ama olmayan şeyden sonra düzensiz olarak yazılarımı -ki bunlar öykü, şiir, deneme, saçmalama, cümle, kelime, ascii resmi gibi şeylerden oluşabilir- yayımlamayı planlıyorum, plan gerçekleşmeyebilir ama olsun. 

mutlu günler ola, ^_^

Daha Yeni Kayıtlar Ana Sayfa