saçımın abidik bir şekli vardı. artık yok. kestim. saçımın kuyruk kısmını sevmeyenlere duyrulur. kına yakmak isteyenlere parçaları verilecektir. öptüm.

Hep bu kadar kırılganmıydım acaba? Yoksa zorlana zorlana bu hale mi geldim? Belki de kırıcının gücü, ağırlığı artmıştır. Bilmiyorum. Fark etmiyor ama, kırılıyorum..


Defalarca düştüm daha önce. Defalarca taşındım oradan oraya, zorlandım, baskı gördüm üstümde. Kullanıldım hunharca. Daha önce hiç böyle olmamıştı ama.. Kırılıyorum sonunda..

Bilmiyorum ne fayda getirecek parçalanmış halim insanlara. Ne diye uğraşıyorlar beni bozmaya, yıpratmaya. Kullanılıyorum zaten her türlü ama bari bu bir işe yarasın diye uğraşıyorum onca zamandır. Bildim bilelidir kendimi.. 

Uğraştım. İnsanlara görmek istediklerini göstermeye uğraştım. Ama yine de mutlu olmadılar bunlardan. Zira çok az zamanda kendilerinden mutluydular. Hep bir isyan kendilerine, varlıklarına ve bedenlerine. Hep bir beğenmemezlik üzerlerinde. Bunu gösterince de, suçlu oluyorsun işte..

Şimdi parçalanmış bir halde yatıyorum yerde. Etrafa saçıldı kırıklarım. Öfkem, üstüne basanı kesecek kadar biledi o parçaları. Hatta dokunup toparlamaya çalışanlara bile zarar verecek muhtemelen. Anlaşılan, gitmeliyim artık.. Herkesin iyiliği için..



Genç kız kırılan aynasının parçalarını süpürürken bunun kırdığı kaçıncı ayna olduğunu düşünüyordu son iki ay içerisinde. Anlık sinirlerinin kurbanı olan bu cam parçalarını temizlemeye alışmıştı artık. Ve camın suçluluk ve öfke dolu ağıdından habersizce çöpe atmak için hazırlandı onu. Cam cesurca karşıladı çöpün pis kokulu ve karmaşık yüzeyini her parçasıyla. Genç kız ise aynı umursamazlığıyla odasına döndü.

Her gidişimde çantam baştaki halinden ağır, cüzdanım da baştaki halinden hafif bir şekilde dönüyorum. Bir sürü kitap aldım ve onları evde bulunan ve de yine bir sürü olan okumam gereken kitapların önüne koydum. Umarım hepsini kısa bir sürede okuyacağım zira bu aralar neredeyse hiç kitap okumuyorum.. Belki de kitap okumadığım için doğru düzgün yazamıyorum. 


Neyse, onca zaman olmuş bir şeyler yazayım dedim. Bu kadar dökültü ancak parmaklarımdan.

Kendim için en dikkat çekici ve nedense okumaya korktuğum kitap "Salyangoz ya da Şövalyenin Zamanı" oldu. Kitabın bana baktığını hissediyorum nedense.. Sinirlerimi bozuyor.. Sanırım çok sıkılmışım..

Yağmur yağıyor..

Her şeye bu bizden değil diye tepki veren s'ktiğimin metabolizmasını rahatlatıp, akciğerlerime beni hapşurtmayacak hava türünü getiren sersem su kütleleri alnımdan aşağıya kayıyor..
Boğuluyorum..
Etrafta eskiden ezbere bilip şimdi kaybolduğum sokaklar, zihnimin bir yansıması sanki şehrin haritasında.
Hala yağmur yağıyor..
Su basıyor zihnimi sokaklara inen her yağmur damlası ile. Zihnimin su mazgallarını tıkamış bir şeyler..
Boğuluyorum..
Kaçacak tek bir fare bile yok içeride sanki.. Kaptanı da değilim ben buraların ama yine de kalıyorum içeride.. Belki de benimdir aslında fare burası için..
Bir boşluk bulup nefes alıyor, sonra devam ediyorum boğumaya kaldığım yerden..
Her yer ıslak; her yerim ıslak tuzlu suyla..
En sıcak yerimden gelen demir tadı ağzımda..
Hava sıcak.. Üşüyorum..
Bilmeye bilmeye ama bilinçlice yürümeye devam ediyorum yalnız ve yalnızca.

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa