Şişelerin içine yerleştirilen gemi maketleri üzerine bir süre düşündükten sonra odasında bulduğu boş şarap şişesini aldı, masanın üzerine yatay şekilde koydu ve sabitledi. Seyretti.. Dinledi.. M. bir süre bekleyip sonra sitemle sordu: "Ne yapıyorsun sen?" Huzurlu bir gülümsemeyle cevap verdi: "Denizi izliyor ve sessizliğini dinliyorum, geminin ve insanların kargaşası olmadan daha huzurlu.."

Yapılacak o kadar çok iş var ki; bulaşık(x2), temizlik, havalandırılması gereken bir ev, görülmesi gereken insanlar ha bir de midem doldurulmak istendiğini belirtiyor mide duvarımı çimdikleyerek ama bilemedim, ayrıca banyo da yapmam gerek yakın bir zamanda. Pfftt.. Üşengeçliği geçti bu, bariz tembellik denmeli buna artık.


Başım ağrıyor, üşeniyorum, uykum var, midem bulanıyor, nazlı ve tripliyim, hıh!

Aslında o değil de, sıkıldım ben...


Ya da hayat ne tuhaf, vapurlar falan.. Vapura binesim var..

O da değil de aslında; sanırım "Hayatı yenileme projesi" içerisinde ufak bir boşluğa girdim ve yeniden düzenleme yapmam gerekiyor. Yeni eğlence ve uğraşlar bulmalı ayrıca bir ay kalmış sınava eşşekler gibi çalışmalıyım ama nerde bende o azim değil mi? Öpüyorum hepimizi..

Sevgiler: An itibariyle baskın çıkmış melankolik, tembel ve aç alt benlik.

"Egzoz dumanı dalgaları çarpıyor duvarlarıma. Korna ve insanların seslerinin beton sokaklarda yankılanıyor. Sokak lambalarının ışıltısı dolduruyor etrafı. Karbonmonoksit doluyor ciğerlerime çektiğim derin nefes ile. Sigara dumanı, is, toz.. Hayat ne güzel.." dedi Şehir Bağımlısı.


"Denizin (o kirli) kokusu, taşlara vuran (o çöp dolu) dalgalar, insanların (yapmacık) gülüşleri ve (içi kötülük dolu) sıcak (gibi görünmeye çalışan) bakışları ile hayat güzel (bulunmak zorunda bırakılıyor bize).." dedi Benliğini Tam Olarak Bastıramamış Adam.

"Gürültücü komsuların sesleri, önünüzde yürüyüp içtikleri sigara dumanını istemsizce yüzünüze çarpan yayaların verdiği koku, gereksiz yerlerde gereksiz hız yapan şöförlerin yarattığı doku, etrafa saçılmış çöplerin görüntüleri, genetik açıdan bozulmuş yiyecek ve içeceklerin tatsız tatları.. Her duyuya hitabeden yeni olgular getirdi bize çağ.." dedi Zamanı Yakalayıp Kabullenmeye Çalışan Adam.

"Suni deri, yapay kürk, yapma çiçek, yapmacık duygular, gereksiz ev yapımı sosyal maskeler, yapısı değiştirilmiş bitkiler, tüysüz ya da küçültülmüş kediler ya da köpekler, yalanlar, bilgisayar üzerinden yazı temelli konuşma programları, insanlar.." dedi ve lafını bitiremedi İnsan.

"Klima kötü kokutuyor. Vantilatör saçma bir şey. Kola ve türevleri zararlı, meyve suları 'doğala özdeş hede' saçmalıklarıyla süslü kalmış." dedi ve konuşmaktan vazgeçti Sıkılmış Adam.

Ve daha pek çok ses ve yorum ve düşünce ve bakış açısı..

"Tanrım.. Ne işim var benim buralarda?.." Bu cümleyi aklından yetmişaltıncı geçirişiydi son bir dakika içerisinde. Etrafındaki günahkarlara baktı. "Korkudan karanlığa sığınmışlar hepsi. Gerçeği ve ışığı göğüsleyecek cesaretleri yok hiçbirinin!"diye geçirdi aklından. Önünde yürüyen siyah pelerinli adam, sanki onu duymuş gibi bir bakış attı bir an. Sert, donuk bakışlarıyla karşılık verdi ona. Üstündeki kirli, kara kıyafetlere takıldı yine gözü. Işıltılı, parlak zırhını özlediğini hissetti içinde. Bir nefes alımlık sürede hatırladığı en hisli duayı mırıldandı sessizce iç huzurunu geri toparlayabilmek için.. Bu kokuşmuş şehirde, daha çok yolu vardı.


"Sürgün şovaye.. Düşmüş şovalye.. Tanrım, gerçekten düştüm mü gözünde? Ben hala sana inanıyor ve senin yolunda ilerlerken, nasıl ve neden böyle suçlamalarda bulunuyorlar bana? Sabrım ve inancım tam, amacım ve kararlılığım kesin, umudum ve gücüm hep yerinde. Sayende.. Peki ama neden böyle oldu her şey?.."

Kapıya kadar getirdiklerinde kapının iki yanına çekildiler. O siyah pelerinli adam ile keskin bir bakış çatışmasına daha girdiler kısa süreli. Eğer gözler birer kılıç olsaydı, kıvılcımlar kaplamıştı her yeri o çatışmada çarpışan iki keskin kılıçtan dolayı. Başını çevirip onu hakettiğini yaşamdan ve tanrılardan bulması için kendi haline bıraktı. Perdeyi aralayıp kapıdan içeri girdi. Arkasında, yol boyunca kendisine nefretle bakmış insanların neden olduğunu anlamadığı bir biçimde acıyarak baktığını gördü. Duydukları merhamet ya da korku ya da başka bir şey değildi. Kendilerinin içeride yaşadıklarının gözlerine vuruşuydu bu. Anıların canlanışı ve yaraların bir anlığına tekrar açılışı.. Sonra geçti, herkes normale döndü..

İçeriyi ağır bir tütsü kokusu kaplıyordu. İlk nefeste keskin kokuyu hissetti. İkincisinde ciğerlerinde yalnızca duman vardı. Üçüncüyü tam olarak alamadı, boğulduğunu hissediyordu. Dördüncüde biraz alıştı, ciğerleri yanıyordu. Beşincide başının döndüğünü fark etti. Altıncıda hafif bir sarhoşluk kapladı bedenini. Yedincide düzeldi. Yorulmuşdu, dinlendi. Işığın değişimine alışan gözleri içeriyi taradı. Kahverengi elbisesi içinde kahverengi ipek saçlı kadını gördü. Bu güzel kadına selam vermek için eğilmeye yeltendi, vazgeçti. Hafifçe başını eğdi yine de; en azından bunu yapayım diyerek. Bir süre bakıştılar. Bir an aslında.. Ama bu, şovalyeye bir ömür gibi gelmişti..

"Al.." dedi kadın sert ama bir damla merhamet taşıyan bir ses ile. Şovalye kendisine uzatılan siyah kadifeye sarılı hançere baktı. Ucunda kurumuş kan vardı. Anlayamadı. "Al ve gidip onurunu geri kazan şovalye; buralara yakışmıyorsun." dedi emreder bir tonda. Şovalye anlamaya çalıştı, başaramadı. Nerede açık vermişti? Üzerindeki her amblemi saklamış, üstüne sinmiş temizliğin ağır kokusunu gizlemek için çamurda yatmış, konuşmasını yöreye göre düzeltmiş, yeni birisi olmuştu bu iş için. Ama bir yerlerden açık vermiş olmalıydı. Kekeledi. Kadın gülümsedi, yaklaşıp soğuk eliyle şovalyenin yanağını okşadı. Şovalye diz çöktü, selamını verdi kadına. "Gözlerinde doğruluk var, izinde yürüdüğün yolun sahibine yakın ve onun düsturlarına bağlısın. Git ve onlara doğruları göster. Onurunu, mevkiini, adını, yerini, saygını geri kazan. Dış görünüşe bakanlar ve bilgisiz olanlar anlamaz, görmezler. Hadi, git şimdi." dedi kadın. Sesi farklı çıkmıştı. Nazik, kibar. Işıltılı bakmıştı gözleri. Sonra hepsi geçti. Karşısındaki yine hırsızlar loncasının korkulan lideri oldu. Kahverengi ipek saçlı kadın. Kahverengi, ipek bir boğma teli. Güzel, narin, ölümcül.. Şovalye kalktı. Bir şeyler söyleyecekti ki, kadın parmağıyla ağzını kapattı şovalyenin. Ve şovalye gitti.

"Maneviyat kazanmak için maddiyat çalarım.
Saygı adına sürünür, hayat adına yaşam alırım.
Doğruluk için kandırır, yanlışa karşı yalan kullanırım.." diye mırıldandı gerisini hatırlamadığı eski andı kadın. "Ey parlayan ilah, yolunda yürümek için herşeyi göze almışı; düstur uğruna doldan sapana tercih mi edersin? Etmezsin. Yol gösterir ya da yolu gösterecek olana giden yolu gösterirsin.." dedi ve güldü. "Kim derdi ki bir hırsız ve bir şovalye aynı kutsal yolu yürüyebilir?.."

geri okumasını yapamayacak kadar üşengecim.. yorgunum.. uykuluyum..

Sevimli oldu!
İğrenç oldu..



Biri boş olmak üzere 20 aromalı nefes hazırladım bir kenara, üzerine çeşitli şeyler karalanmış orjinal kutusunun içinde. Her biri ayrı bir ana yönelik olup ayrı bir aroma ve hissi çağrıştırsın diye umduğum 20 nefes. Biri, ilki boş.. Başlangıçların güzel olması gerektiğine inanırım ben. Sonrasının nasıl olacağına kişi kendi karar verebilir; ama başlangıçlar güzel olmalıdır bunun için. Bu yüzden ilk nefes düzgün, olağan, normal. Diğerleriyse desenli, farklı ve özgün.
Aptal bir kutu dolusu zehir. Şık gözükmesi için cicili bicili ya da ağır abi kılıklı kılıflara konulmuş konsantre zıkkım ruloları işte altı üstü! Üstelik nasıl, niye ve nedense artık, espritüel olmaları için zorlanmış ama bir halta benzememiş pek çok saçma yazı ve çizim barındırmakta üzerlerinde artık. Çok sıkılmış olmalıyım bunu yapabilecek düzeye geldiğime göre. Farklı yapılmaya çalışılmış her biri ama neden? Can sıkıntısı? Saçmalama arzusu? Yapay sevimlilikler? Üstelik ilki dalga geçer gibi normal bırakıldı bir de. Niye, diğerleri süpriz olacak sanki, taşıdığı umut bu sanırım. Fakat yok öyle bir şey.. Her şey ortada.. Her şey basit.. Her şey saçma.. Bir kutu dolusu zehir işte sadece..



Farklı tınıların ahengi bir cümbüş ve uyum oluşturuyor kulaklarımda, zihnim rahatlıyor. Hayatın sesi geliyor biraz daha uzaktan. Neşe dolup, dudaklarımla belirtiyorum bunu yeni güne ve dünyaya.
Gürültüler doluyor beynimin içine. Dışarıdan gelen şehrin kargaşasının acı çığlıkları bir yanımdan saplanıyor kafama. Dudaklarım büzülüyor acıyla. Bitsin diye dua ediyorum bir süredir adını anmadığım o kavrama.



Tatlı bir uyku bastırıyor üzerime. Hazırlayıp saklanmış minik hediyem kenarda duruyor masumca. Sabırsızım..
Yorgunluğun ağır gülleleri üzerimde. Kutulanmış zehir kenarda duruyor. Neden bilmem, korku doluyor bir yerlerden içime bir anlığına bazen. Sonra geçip gidiyor geldiği gibi hızlı ve saçmaca.



Heyecanlı ve sabırzısım!
19 tanesi süslenmiş 1'i boş bırakılmış 20 tek sigara. Üzerindeki yazılar çarpıtılmış, değiştirilmiş, yer yer süslenmiş bir paket. Ne gerek var ki?.. Güzel bile olmadı..



Bu gün iyi biri olmaya ve günü iyi geçirmeye karar verdim az önce!
Her zamanki gibi tuhaf bir gün.. Muhtemelen çok da sıkıcı olacak..



Hayat ne tuhaf, vapurlar falan.. Değişik yaşamlar, değişik vapurlar, değişik değerler, değişik istekler, değişik keyifler.. "Yapmam" dediğin şeyleri yapabilme isteğini göstermek yer yer başkaları için. Hayat ne tuhaf, vapurlar falan..
Hayat ne tuhaf, vapurlar falan.. Değişik yaşamlar, değişik vapurlar, değişik değerler, değişik istekler, değişik keyifler.. "Yapmam" dediğin şeyleri yapabilme isteğini göstermek yer yer başkaları için. Hayat ne tuhaf, vapurlar falan..

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa