Düşen her yaprakta ayrı bir günüm, ayrı bir anım var sanki. Ama kurumuşluk götürmüş tüm eski izleri; okunmuyor, görülmüyor hiçbiri. Elime alıyorum, ufalanıyor tatlı bir çıtırtıyla. Görüyorum, yok olmuyor; dağılıyor yalnızca rüzgarla etrafa. Dağılıyor bilinçaltımın düzlüklerine, dağlıklarına hatta belki de rüyalarıma.. Her darbe bir rüzgar gibi vuruyor üstüme. Her rüzgarda daha çok yaprak düşüyor ağaçtan. Yere iniyorlar. İstemsizce basıyorum üzerlerine. Hareket etmemeye çalışsam da, giriyorlar bir şekilde ayaklarımın altına ki ne mümkün zaten etmemek hareket burada. Mütemadiyen dolanıyorum etrafını ağacın ve her seferinde farklı görüyorum etrafı. Etraf mı değişiyor yoksa ağaç mı hiç bilemedim. Ama yapraklar ve kalıntıları hep aynı.. Fark edilmeselerde görünüşle, hatta değişse bile görünüşleri; hala hissedebiliyorum aynı olduklarını.. Burada hep sonbahar var, tıpkı hep ilkbahar olduğu gibi aynı anda. Her adımımda bir yaprak açıyor. Her esintide de onlarcası düşüyor. Tuhaf bir döngü gibi sürüyor..

Ve ben hala umutla bekliyorum; ne zaman tekrar çiçek açacak ağacım acaba diye..

Ufak bir çocuk gördüm yolda yürürken. Bir dükkanın vitrinine, süs olun diye konuşmul küçük heykelciğe ulaşmaya çalışıyordu camın arkasından masumca eğlenerek ve inatla. Ne kadar sevimli değil mi?.. Kasap dükkanının vitrinine konulmuş minik, sevimli bir kuzu heykelciğine ulaşmaya çalışan küçük, masum bir kız çocuğu..


Hayat acımasızmış, hatırlayıverdim..

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa