Yağmuru seviyorum diyorsun,
yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte,bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun...

William Shakespeare



alıntı yapacağımı hiç düşünmezdim buraya ama hem şair hem de şiir fazlasıyla hakediyor bunu..

bi' de fazla empati kurdum söz ile..

Etrafta tur tehberinin gösterdiği yolu izleyerek dolaşan insanları gözardı ederek taş yola girdi. Yüzlerce yıllık kayaların arasından saygısızca çıkan otlara baktı öfkeyle. Bembeyaz taşların üzerini örten, onları gizleyen doğaya küfretti kısa ve çeşitli bedensel organları içeren şekilde. Yıkılmış sütunların yanından geçti dokunarak onlara. Ciğerlerine tarihi doldurdu hava yerine. Eski yolda yürüdü ağır ve sağlam adımlarla. Onlara çıplak ayakla basıp daha iyi hissetme isteğini bastırmak için eliyle sıvazladı yerdeki düz, sırası bozulmuş taşları. İlk anın sersemliğini üzerinden atınca elindeki haritadan nerede olduğuna baktı. Varmak istediği yere gelmişti.


Yola ve yıkılmış yapıya baktı. Gözlerini kapadı. Gördüklerini kafasında yerleştirdi. Etrafa saçılmış parçaları yerlerine koymaya çalıştı. Yapının ilk halini tekrar oluşturdu. Hepi topu dört beş basamaktan oluşan ama şimdi iki basamağa düşmüş girişi geçip binaya girdi. Odaları gezdi yavaşça. Üst kata çıkan merdivenlerin olduğu yere gelince durdu. Etrafına baktı. Artık orada olmayan merdivenlerin üzerine çıkıp üst katı düşledi. Odaları gezdi yine. Eşyaların yerlerine baktı. Sonra birine girdi. Pencereden dışarıyı izledi biraz. Geri dönüp kapıyı kapadı. Masanın üzeridekileri düzeltti. Yatağa uzandı ve lafını bitirdi ".. kısaca demek istediğim; özür dilerim.."

Gözlerin açtığında etrafındak gürültücü, şaşkın ve korkmuş kalabalığa baktı. "Tansiyonum düşmüş olmalı." dedi titrek bir sesle. Onu oradan götürürlerken geriye bir bakış attı. Uzun zaman önce bitirmesi gereken bir iş tamamlamanın verdiği hazla tamamlaması gereken diğer hayatlarını düşündü. Son yaklaşırken ruhu artık huzur bulmalıydı..

çok kötü oldu ya..

Ne öğrendik: Ankara'yı sevmiyorum, Ankara bana göre bir şehir değil, Ankara'da hayatta kalma yüzdem oldukça düşük, Afyon soğuk.


Perşembe gecesi yola çıktım, gecenin 4'ünde Afyon'un ayazında titrerken insanların "Ahah, İzmir'li bu kesin" bakışları ve laflarıyla güldüm ve sabahın köründe kirli, kuru havasıyla Ankara'ya vardım. Cuma oluyor yani, neyse.. Orta Dünya ya gittim, gördüm, yemeğini yedim.

Aralar pek yok. Çoğunlukla kafam conda ve oyun senaryolarındaydı. Cumartesi günü 10.00 gibi con alanına gidip etrafta farklı yerlerden tanıdığım insanlarla görüştüm, güldüm eğlendim falan. İlk günkü oyunum Otostopçunun Galaksi Rehberi temalıydı, havlumla gittiğim oyuna oyuncuların da havlularıyla gelmeleri beni oldukça sevindirdi (ve normal hissettirdi). İkinci günkü Kene ve Camarilla konseptli oyun hakkında dönen onca dedikoduyla ve arada kulağıma gelen otostopçu oyununun nasıl olduğunu merak edilişiyle bolca ego tatmin ettim. Uzun süre beni idare eder bu gaz sanırım ^_^

Akşamında şöringerin kedisi(tam adını yazmaya üşeniyorum) diye bir yere götürüldük tatlı bir müzik, bilardo masaları hatta tekken ve street fighter arcade hedesiyle süfer bir mekan. İzmir'e de böyle bir yer istiyorum. Nargile falan da vardı. Çatısı parça parça olup açılabilir olduğundan sigara içilebilme işin de halletmişlerdi. Güzeldi falan. Öyle işte..

İkinci gün son anda senaryoda yapılan değişiklikler, eklentiler vs derken heyecan küpü olarak alana vardık. Beklediğim kadar olmasa da iyi bir oyun oldu. Hazırladığımız senaryodan bayağı br koptuk ama olsun. Neyse, öyle işte. İzmir cici şehir.

Keşke İCON ve YıldızCon'a da gidebilsem :/

ankacon a gidiyorum, gelince convention raporu yazacağım hatta belki de. neyse, öyle işte..

4 ya da 5 ayrı yazıya başladım ve vazgeçtip sildim. Writers blockumun etkileri internet sansürüyle yarışıyor sanki. Yazamıyorum, konuşamıyorum, mütemadiyen sıkıcılaşıyor ve sıradanlaşıyorum sanki. Bakış açılarımın hepsini kaybetmiş gibiyim. Kitap okumamaktan falan mı acaba diyorum artık. Zira bir süredir okumuyorum tembellik edip ne yazık ki.. Söyleyecek hiç bir şeyim yokmuş gibi sanki hayata, hiç bir yorumum yokmuş gibi etrafa.


Ve bu çok can sıkıcı bir şey!

Öylesine bir dışavurayım dedim kendimi. Her ne kadar sürç-i lisan ettiysem ve zaman kaybettirdiysem affola.

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa