vakt'in zam anında, uz ve ak diyarlarda kardan siyah, kömürden beyaz aslında gri olan bir tavşan yaşarmış. bu sevimli tavşancığın anne karnından beri amacı uçmakmış. zaten fazla zıpladığı için kardeşleri tarafından çoktan aileden dışlanmışmış. ama o yılmayıp tepelerden yerlere zıplayıp, daha fazla yükselmeye çalışırmış. bir gün yine zıp oraya zıp buraya zıplarken bir cin görmüş onu.
"tavşi!" diye seslenmiş, "hişt! yarın akıllı!" diye bağırmış ardından. tavşan geriye dönüp sormuş "hangi yarın?" cin homurdanarak yanıtlamış "öbür yarın! hani peynir ekmekle yediğin ve aklında eksik kalmış yarın!" tavşan anlamadığı için alınmayı akıl edememiş ancak o dumur aralığında cin kendini toplayıp sormuş: "ne zıplarsın kuyruğunun altına iğne batmış kediler gibi?" tavşan anlamamış ve kedinin kuyruğunun altına batan iğneyi düşünmeye çalışmış ama kedi uçamayan bir canlı olduğundan aklı bunu alamış ve yine saf saf cine bakmış. cin elini alnına vurup yüzünden doğru geçirerek eliyle birlikte bir de iç geçirmiş. "ne istyorsun sen be ebleh!" demiş tavşana. tavşan sevinçle zıplayarak "uçmak!" demiş. cin saçını kaşımış, sakalını kaşımış, bıyığını kaşımış ve "buldum!" demiş. cebinden bir tutam cin tozu çıkarmış, ki peri tozu nasıl mutlu düşüncelerle uçurabiliyor falan ise cin tozu da mutsuz düşüncelerle dolu olanları yerin dibine sokma özelliğine sahiptir en basitinden, ve tavşanın üzerine serpmiş. bir toz bulutu yükselmiş tavşandan. cin usta bir ninja gibi o toz bulutuyla birlikte ortamdan sıvışırken eskiden tavşanın olduğu yerde bir ördek belirmiş. artık tavşan ya da yeni adıyla ördek hem uçabiliyor, hem zıplayabiliyor hem de yüzebiliyormuş. böylece av mevsimi gelene kadar mutlu mesut yaşamış.. bitti. gökten üç elma düştü; birini ben yerim, ötekini sen ye, beriki de sonraya kalsın.

"Çok sıkılıp grileşse dünyam, kaleideskopum olur musun bakmam için?" dedi x, "Belki.." diye yanıtladı y içinden gelen diğer cevabı içinde saklayarak

Çıkıp gitmek istiyorum. Bir hafta dönmemek. Bir hafta uyumamak ve gezmek. Bir hafta susmadan konuşmak ve dinlemek. Görünüşü güzel her şeyin önünde durup bakmak, kelimeleri güzel herkesin öyküsü dinlemek, belki hiç konuşmamak ama izlemek ve görüntülerin kelimelerini yakalamak, olabildiğince çok nesnenin duygularını hissetmek, hislenmek, yorulmak, gülmek, ağlayana dek gülmek, göğsümü sıkıştıran o his olmadan en azından bir kez nefes alabilmek.. Sessizliği dinleyebilmek bir kere daha, sessizliği dinletebilmek..
Bunun için fazla korkağım. Bunun için fazla tembelim. Bunun için fazla hapisim. Bunun için fazla fakirim. Ve bunun için fazla yalnızım. Sanırım. Sanırım, kötü sanrılarım hep varolacak bu konuda; sanrılarım dağıtmadığı sürece kendini etrafa. Sonrasında sırf o sanrıları toplamaya bile çıkabilirim yola.

Gün gelecek gideceğim ve sen bunu fark etmeyeceksin.

Bazı gidişler hiç fark edilmemiştir zaten. Belki de ben tecrübe kazanmışımdır fark ettirmeden gitmeye. Ya da fark edişler hep geç olduğu için öyle geliyordur bana.

Gün gelecek, ben gideceğim.. Ve sen, bunu fark bile etmeyeceksin..

Bir yere vardığın anda çarpar gözüne oradan çıkışın yolu. Zihninde belirir bir fotoğraf karesi gibi gibi. Baştan bellidir gidişler. Hep gidilir. Hep gidersin. Hep giderim. Ve bazen, kimse fark etmez..

Bir gün gelecek, ben gitmiş olacağım.. Ve sen, bunu fark ettiğinde dönmek için çok geç olmuş olacak..

Kimin kim olduğu önemsizleşiyor bazen. Gidiyorsun, daha önce de gittiğin gibi. Ve ben bunu fark etmiyorum. Fark ettiğimdeyse zaten geri dönmen için çok geç olmuş oluyor sanki.

..

ne demek istediğini anladığımı sanmıyorum,
ne demek istediğimi anladığını sanmıyorum,
ne demek istediğini anladığını sanmıyorum,
ne demek istediğimi anladığımı sanmıyorum,

bitmiyor ama gidiyor. yol, yön değişiyor. zaman geçiyor. uykum geliyor. uykun geliyoruz. uyuyoruz ama ayrı yerlerde, ayrı yönlerde, ayrı yollarda, ayrı kişilerde, ayrı kişilerle..


hoşça kal ama sakın aynı kalma..

Sol taraftan yükselen güneş sağ tarafa kaçan ayı kovalarken yolda ne yaptığını sorgulamak kadar aptalca bir şey olmasa gerek. En azından kargaların bile henüz kahvaltı için uyanmadan önceki bu zaman dilimlerinde olmuş olabilecek daha saçma bir şey bulunmamakta çünkü olmuş olan ilk şey bu zaten?! Sakinleşmeli. Henüz sinirlenmek için çok erken. Gün daha yeni başlıyor. Hoş, başlıyor da ne oluyor dün ve muhtemelen yarın ile aynı geçecek başka bir gün daha demek oluyor bu sadece. Neyse.. Yürümeye devam etmek gerek..

Bir yazıya başladım. Yazı o kadar kendimdi ki, ondan korktum ve onu bıraktım.

Fazladan ağırlık yapıyormuş gibi hissettiği vücudunu geride bırakmamak için kaslarını zorlayarak merdivenleri inmeye devam etti. Yanında hatta çok az önünde onunla yürüyüp, eşlik eden kadına baktı. Sütü fazla kaçırılmış bir kahvenin rengini taşıyan uzun, düzgün saçları ve parlar derecede beyaz teni ile zarif adımlarla iniyordu. Bir anlık hayranlıkla kadını izledi sonra yaptığı hayvanlığı anlayıp başını çevirdi tekrar döne döne inen, sonu gözükmeyen merdivenlere. "Elini başının hizasında tut." dedi kadın hafif gülümseyerek. Anlamsız gözlerle baktı, kadın kafasını sallayarak devam etti "Elini başının hizasında tut ki boynun yakalanmasının pencap kementine. Bana bakma, burada tehlike altında olan sensin. Ben dişiliğimle kurtarıyorum." dedi, sesinde iğneliyici bir tını vardı ama derinlerde bir yerde durup saklanan acıma da kendini belli ediyordu. Adam umursamadan yürüyüşüne devam etmeye çalıştı ama bu düşünce kafasını kurcalıyordu. Ötedeki devrilmiş merdivene ve sönmüş aleve bakıp kolunu kaldırdı başının hizasına. Geçene kadar öyle kaldı. Kadın bakıp gülümsedi ve "Öğreniyorsun işte." dedi. Adam sağ gözünden süzüldüğünü zannettiği ya da süzülmesi gerektiğini düşündüğü bir damla yaşı sildi, eline herhangi bir ıslaklık gelmedi. Kafasına hücum eden düşünceleri bilinçaltına atıp rüyalarında karşılaşmak adına depoladı. Yürümeye devam etti.


"Senden sonra yukarı geri çıkar mıyım bilmiyorum aslında. Merdivenin uzunluğunun yolcuya göre değiştiği de söylenir. Hatta merdivenin, varılmak istenen yerin kendisi olduğu da." dedi ve spiral merdivenin ortasına bakan adama dönüp "Atlamayı aklından bile geçirme eblek." dedi sert bir tonda. "Bak!" dedi adamı yakasından tutup kendine çekerken. Adam, hamlenin hızından dolayı tepki bile verememişti. Şaşkınlığı geçince elini başının hizasına kaldırdı ve başını hafifçe yana eğerek kadına baktı. Kadın sinirle güldü "Bana işlemez. Ben öyle bir şey yapmam da. Farkları biliyorsun. Bu yolu sen sağ sağlim yürüyesin diye seninle geliyorum. Boşa çıkartma emeğimi. Gitmenden zaten memnun değilim, beni zorlama! Sürükleyerek geri yukarı çıkartırım seni!" diye bağırdı. Sesi yankı bile yapmadı boşluğun büyüklüğünden dolayı. Adam etraftaki zift kadar koyu karanlığa baktı, kadının elini yakasından çekti ve nazikçe okşayarak indirdi. "Geldik.. Ya da buradan sonrası sadece benim yolum. Daha ileri yürümek sana zarar verir, bunu istemem. Tek bir ricam var, izin ver son bir öpücük için bana. Yandaşlığının izi dursun her daim dudaklarımda ve onlardan çıkan sözlerde. Sonra git, geri dön eski hayatına sen." dedi adam ağlamaklı ve isteksiz sesiyle. Kadın sadece baktı, adam uzanıp kadını yanağından öptü. "Hoşçakal eski dostum, hoşçakal Latrenu.." dedi zoraki bir gülümsemeyle. Kadın tüm gücüyle sarıldı ve kulağına fısıldadı "Tanıdığım en aptal insanlardan biri olduğunu tanıştığımızda söylemiştim değil mi sana?" dedi. Adam gülerek "Her anımda da hatırlattın bunu bana.. Sevdiğimde de, sevildiğimde de, güldüğümde de, üzüldüğümde de.." dedi. "Her sevişinde ve sevilişinde.. Hepsinde aptaldın zaten." diye ekledi kadın titrek sesiyle gülmeye çalışarak.

Sonra adam yürüdü merdivenlerden aşağı. Kadın olduğu yerde kaldı. Adam karanlığa karışırken kadın silikleşip kayboldu basamaklarda. "Gerçek olsan, gerçekten ilginç olurdu.." diye mırıldandı adam. "Hoşçakal Latrenu.. Giden hangimiziz bilmiyorum doğrusu ama, hoşçakal.. Belki de elveda.."

Merdiven karanlıkların içinde devam etti sonsuzluğa doğru durmadan. Adam gözlerini kapadı ve yürüdü. Aşağı mı yoksa yukarı mı yürüdüğünü anlayamadığını fark edeceği ana değin yürüdü. Sonra durdu ve koştu. Yol bitmedi ama öykü bitti.

[02:46:11] Eshevar says:
Vaktinin zamanında, diyarların uzağında hatta uzakların da ardında bir ülke varmış. Ormanları hep yeşil, dereleri hep sulu, suları hep tatlıymış ülkenin. Bir dağın etrafına kuruluymuş tüm ülke kimse bilmez neden. Dağın da tam tepesindeymiş kale, sanki sırf işkence olsun köylülere diye.
[02:48:10] Eshevar says:
İşte bu ormanları hep yeşil, dereleri hep sulu, suları hep tatlı ülkenin tepesinde kale olan bir dağın içinde, bir şovalye yaşarmış. Bu şovalye diktatör, faşist, zalim, acımasız, vejeteryan düşmanı, bağnaz, sıkıcı, çirkin, hödük, kötü ve güçlüymüş.
[02:49:29] Eshevar says:
Masalın zamanından 4 vakit önce bu diktatör, faşist, zalim, acımasız, vejeteryan düşmanı, bağnaz, sıkıcı, çirkin, hödük, kötü ve güçlü şovalye; komşu ülkenin masum, sevimli, pembe, mor puantiyeli, böğürtlen kokulu, minik, şeker, cana yakın, sıcak ve ateş püskürtebilen ejderhasını kaçırmış.
[02:50:52] Eshevar says:
Komşu ülkenin neidüğü belirsiz yöneticisi masum, sevimli, pembe, mor puantiyeli, böğürtlen kokulu, minik, şeker, cana yakın, sıcak ve ateş püskürtebilen ejderhasının kaçırıldığını geçen 4 vaktin 2,5. vaktinde ancak algılayabildiği için; 3. vakitte haber salmış "tez gidin kahraman bulun" diye.
[02:53:02] Eshevar says:
Çığırtkanlar seslerinin ulaştığı her yerde kaba etlerinin arasından kan alınır gibi bağırarak olayı duyururlerken bir sınırda; yavuklusunun başlık parasını biriktirmeyi kendine en ulvi görev edinmiş, beyaz atlı, parlak zırhlı, karizmatik bakışlı, haşin yanaklı bir prenses olayı duyunca neidüğü belirsiz yöneticiden ayrıntılı bilgi almak için saraya yol almaya başlamış.
[02:54:46] Eshevar says:
Neidüğü belirsiz yönetici yaptığı slayt şovlu konferansta olası kahraman adaylarına bu diktatör, faşist, zalim, acımasız, vejeteryan düşmanı, bağnaz, sıkıcı, çirkin, hödük, kötü ve güçlü şovalye ve ormanları hep yeşil, dereleri hep sulu, suları hep tatlı ülkenin tepesinde kale olan dağı ve diğer şeyler hakkında bilgi vermiş.
[02:56:06] Eshevar says:
Bunun üzerine topluca yola çıkan kahraman adayları, yolda birbirlerini çekemeyip birbirlerinin kuyusunu kazmaya çalışmaktan 0,6 vakitlik yolu 1 vakitte alarak geciktikçe gecikmişler.
[02:56:36] Eshevar says:
En sonunda bir grup kahraman diktatör, faşist, zalim, acımasız, vejeteryan düşmanı, bağnaz, sıkıcı, çirkin, hödük, kötü ve güçlü şovalyenin kalesine girmiş.
[02:56:54] Eshevar says:
-bu kısım masal hedefi olan çocukların ahlak ve zihinsel sağlığı için sansürlenmiştir-
[02:58:22] Eshevar says:
Bu efsanevi çarpışmadan zaferle çıkan yavuklusunun başlık parasını biriktirmeyi kendine en ulvi görev edinmiş, beyaz atlı, parlak zırhlı, karizmatik bakışlı, haşin yanaklı kahraman prenses, masum, sevimli, pembe, mor puantiyeli, böğürtlen kokulu, minik, şeker, cana yakın, sıcak ve ateş püskürtebilen ejderhayı bir yangın söndürücü biberon ile birlikte taşımak suretiyle kendine familiar yaparak, yavuklusunun şehrine dönmüş ve yaptıklarını anlatmış.
[02:59:05] Eshevar says:
Yavuklusunun babası olayları öğrenince beyaz atlı, parlak zırhlı, karizmatik bakışlı, haşin yanaklı kahraman prenses ve asum, sevimli, pembe, mor puantiyeli, böğürtlen kokulu, minik, şeker, cana yakın, sıcak ve ateş püskürtebilen ejderhadan korkaran saf elemanı prensese yavuklu etmişler.
[03:00:36] Eshevar says:
Neidüğü belirsiz yönetici, şovalyeyle savaş esnasındaki yaptıkları nedeniyle halk tarafından tahttan indirilmiş ve yerine lakabı çok uzun prenses, sersem köylü oğlan ve eblek ejderha geçrilmişti.
[03:00:49] Eshevar says:
Onlar erdi huzura, biz gidelim uyumayaa..

Kafein perisine msn'den masal denemesi

ruhsuz, duygusuz, hissiz, düşüncesiz, fikirsiz, bilgisiz ve ..
ve ejderha
ve hayalet
ve düşmüş bir melek
ve ruh
ve düş
ve tanrımsı
ve sanrımsı
ve ördek
ve şövalye
ve kurgu
ve bekleyen
ve dinleyen
ve ben

tepki deneyleri yapmak istiyorum. ne bileyim sokakta gördüğüm insanlara "afedersiniz üç saniyeliğinize mantığınızı ödünç alabilir miyim? *üç saniye bekleme süresi* teşekkürler!" deyip kaçmak falan. ya da abidik bir uğraş bulup o şekilde etrafta gezmek. yoyoyla dolanırken eskiden ilginç tepkiler alıyordum, sıkıcılaştı o da. burning hands atmanın yollarını bulup, güvenli bir versiyonunu hazırlayabilirim aslında kendime. açık alanlarda şov yaparım, heh.. ne bileyim, müzik aleti falan çalabilsem sokakta bir gün, sürekli onu çalarım hem akşamına yorgunluğumun ardından bir iki şey içecek para çıkartırım hem de eğlenmiş olurum gelip izleyenlerle falan. ne yazık ki hem sesim kötü hem de müzik konusunda yeteneksizim..

aslında evet, ilgi çekesim var ama amacım tam olarak ilgileri üzerime toplamak değil daha çok insanların tepkilerini görmek, eğlenceli geliyor çünkü bu bana. eğer 2012'de herşey bitecekse o zamana kadar cidden eğlenceli bir şeyler yapabilmiş olmak istiyorum doğrusu, bitmezse de gençliğimde genççe bir şeyler yapabilmiş biri olarak anmayı isterim kendimi ilerisinde. pek çocuk olmadım sanırım, tam olarak çocukluk nedir bilmiyorum. evet, küçüktüm hatta hala çok büyük sayılmam ama yaşlıyım, ruhum yaşlı.

en son ne zaman gerçekten eğleneceğim bir şey yaptım çok emin değilim. eğleneceğim derken, böyle çılgınca bir şey gibi. geçen gün bir balonu nargile dumanıyla doldurup onunla oynadım. bu, 0,00002 gibi bir şey işte yapmak istediklerimde. ama ben eylemimin 1, 10 falan olmasını istiyorum. daha eğlenceli, daha fazla aklımda yer edip her seferinde beni güldürecek bir şey..

kaç gündür cebimde 2-3 balonla dolaşıyorum. canım sıkılınca onlarla oynuyorum, bağırdığım kişi beni duymazsa arkasından yetişip balonu hafif şişirip az hava kaçırmasın sağlayarak balonun tiz bir ses çıkartarak beni duymalarını sağlamaya uğraşıyorum falan(sanırım fazla sessiz konuşuyorum şu aralar yine..)

sıkı can iyi değildir, fazla sıkınca patlar..

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa