Değişen şekilli bulutlara hayranlığım kadar dengesiz geliyor gözleri insanların. Şekillerini sürekli değiştirip benzediği şeyleri bozan bulutları hiç sevmem aslında. Ama arada bazıları çıkar ki, devam eder gibi yaparlar o dağılma ile. Başını öne uzatan bir ejderha, ağzını açıp esnemeye başlamış bir adam.. Bazen sadece uzun bir yol gibi görünürler, taşlar ve çukurlarla dolu.. Gökyüzünün ürkütücü açık mavi derinliğine uzanan delikler.. Sonsuzluğa..
Gökyüzünün mavisi ürkütür beni aslında. Ama doğduğumdan beri görmeye ve korkmaya alıştığım tonun varlığı, onun orada ve benden uzakta oluşu nedeniyle rahatlatır beni belki de. Huzur dolar içim masmavi gökyüzüne bakarken.. Rahatlarım.. Çünkü o engin ve acımasız mavilik benden uzaklardır.. Belki de herkes korkar ondan ve bu yüzden çoğunlukla huzursuz olurlar kapalı havalarda insanlar. Nerede olduğunu göremediklerinden dolayı o maviliğin.. Maviyi hiç sevmem ben..
Yeşil bir balık görmek isterdim masmavi gökyüzünün beyaz bulutları arasında. Aslında turuncu ve kanatları olan bir balık görmek isterdim pamuksu pembe bulutların ve kırmızımsı ışığının altında güneşin ve arka plandaki buz mavisi gökyüzünün.. Ama bunu anlatmak daha zor..

Kendine dokunmaya çalıştı, canı yandı. Acıyan eli mi yoksa teni mi ayırt etmeye çalıştı ama başaramadı. Yaşlı gözlerini göğe çevirdi, bir şeyler demek istercesine açıldı ağzı; sözcükler çıkmadı. Boğazında tıkandı. Çok uzun süre boğazında, orada duracaklarını fark etti sözcüklerin. Bir süre boğacaktı bu sözler onu. Söyleyememek ya da daha önce söylemiş olmak. Ne fark ederdi ki, sonuçta olan olmuştu çoktan. Gökteki öbek öbek bulutlara baktı, yerden yükselip beyaz öbekleri kirleten isi izledi. Sanayi dedikleri illet mi yoksa insanların kontrol edemedikleri nefslerinin nefeslerinde bıraktığı çamursu etki mi bu is, onu düşündü vücudunun uyuşukluğu geçene kadar. İnsanların hiç bir yere ait olmadığını, tamamen yalnız olduğunu ve eğer o olmasa hayatta hiç bir şeyin değişmeyeceğine inandığı anlardan birini yaşadı bir süre. İntihara olan eğilimini hesapladı, ölse bile muhtemelen acı çekecekti. Değişen bir şey olmadığına karar verip adım attı. Tabanı acıdı. Gözlerini yumup görüşünü bulanıklaştıran yaşların göz kenarlarından akmasına izin verdi. Yolları adımlamaktan yarılan tabanını düşündü bir an sonra düşünmekten vazgeçti. Yağmur yağmasını diledi. Bir yangın hissediyordu. Teninde mi, ruhunda mı, kalbinde mi yoksa zihninde mi sezemedi. Zihninde olmasının daha mantıklı olduğunu düşünüyordu ama. Hayatından çıkardığı onca şeyi zihninden silmenin en kolay yolu buydu belki de. Bir kıvılcım ile başlayan bir yangın, en büyük ormanları bile kısa sürede kül ederdi nasıl olsa. Derin bir nefes almaya çalıştı, başaramadı acıdan. Çömeldi, başını dizlerine yaklaştırdı. Tüm kaslarını kastı hissizleştirmek için bedenini. Dişleri acımaya başlamıştı sıkmaktan. Ve sonra yağmur başladı. Kanatlarının olması gerektiği yerdeki yaralar, gelen su serinledi; söndü.. Gözyaşları yağmura karışırken ağzından iki kelime döküldü "..ve düştüm.."


Gecenin bir köründe sığınmak için yer ararken geçti yazı masasının başına. Evin içinde histerik histerik dolaşırken kafasında çalan alarmlar, oturduğu anda sustu. Gözleri boş kağıttan başka bir şey görmüyor, eli kalemden başka şeye uzanmıyordu. Bir an ilgisi dağıldı, yanındaki tarot destesinden bir kart çekti. Kılıçların kraliçesi.. Kartı önüne koydu, düşündü. Kadının duruşundaki ciddiyete, elindeki kılıcı tutuşundaki kararlılığa baktı. Gözlerindeki inat değil korkuydu sanki. Kılıç gücünü değil, duvarlarını anlatıyordu. ardında dalgalı sular, önünde durgun deniz. Sinirleri gerilmiş gibi kadının.. Kim bilir neler yaşamış zamaında.. Kalemi eline alıp çizmeye başladı karttaki resmi. Karttaki kadının sembolik yaşlılığını çizdiği genç kadının göz yaşlarına yansıttı elinden geldiğince. Kılıcı elinde tutuyor olarak değil, ona dayanarak duruşunu resmetmeye çalıştı elinden geldikçe. Ayrıntıları karalamaya çalışırken uyuya kaldı kağıdın üzerine kafası düşerken. Karakalemin karalığı yüzüne bulaştı. Yüzünde aynı zihnindeki karaltı gibi bir iz oluştu. Rüyasında aynaya bakarken izi yüzünde görüp kahve fincanına benzeyen bir buluta benzetti. Sonra rüya da görmedi..

Rüzgarın saçlarına sardığı kumları önemsememeye çalışarak battaniyesine sarıldı. Bir kulağında, kulaklıktan gelen "La Ballade Of Lady And Bird"deki yardım bağırışları öbür kulaklıksız kulağına dolan dalga sesleriyle ruhunun bağırışlarının dinişini hissetti. Ay ışığının denizin üzerindeki oyunlarıyla hipnotize olmak istedi ama beceremedi. Şarkının üç önceki çalışında döktüğü göz yaşlarının kumda oluşturduğu izleri görmeye çalıştı sırtından doğru vuran zayıf sokak lambalarının ışığının altında. Şarabından bir yudum daha aldı. Şarkı beşinci defa başa sardı. Huzursuzluklarının ölüm çığlıklarının yoğunlaşmış hali olarak hayal ettiği göz yaşlarından üçü daha yanaklarındaki uzun yola başladı. İki sağda, bir solda. Kaşındırarak yüzünden inişlerini bekledi. O huzursuzlukların göğsündeykenki yakışlarının tersine tuzla gerilmiş ve yanan cildini serinleten ıslaklığa şükretti ve koca bir yudum daha aldı şarabından. Giysilerindeki kurumuş tuz lekelerine baktı. Tıkalı burnunu çekti. Kıyafetlerle, geceleyin suya girip sonra da kumsalda oturmanın mantıksızlığını aklından uzaklaştırıp bunun ne kadar iyi geldiğini onun yerine yerleştirmeye çalıştı. Muhtemelen başarılı oldu. Elindeki ucuz şarabın tortu birikmiş dibini zorla yuttuktan sonra kalktı, gidiş yolunu hatırlamamayı dilediği oteline doğru sendeleyerek ilerlemeye başladı. Kumsaldan çıkışın yarı yolunda sarhoş gibi devrildi sola doğru. Başı dönüyordu, üşümüştü, rahatlamıştı, içkiliydi ama sarhoş degildi her nedense hala.. Yapmacık yalpalamasına geri dönüp yeterince sarhoş gibi davranırsa kendini sarhoş edip edemeyeceğini, edebileceğine inanarak denemeye devam etti. Omzunun acımadığını fark etti. Yere, kuma düşmüştü halbuki, tam da omzunun üzerine; acımalıydı biraz bile olsa. İrkildi, uyandı. Elindeki ucuz şarabın tortu birikmiş dibini zorla yuttuktan sonra kalktı "Gidelim mi?" dedi. Cevaben aldığı kafa sallamayla kumsaldan dışarı, uyuyan insanların şehrine doğru geri döndü.ler.

hayır. ben senin hikayelerinin karakterlerinden değilim ve bu nedenle ölmeyeceğim. istediğin kadar uğraş, başaramayacaksın. daha önce de gördün ölmeyenleri evet ama onlar farklıydı, onlar karakterin olmaktan çıkıp senden dışarıya kaçtılar ama bu onların yapısında var, hayatları böyle ama ben farklıyım. ben ölmeyeceğim, beni öldüremeyeceksin.

ister hayalarımı kes ya da hadım et, ister dilimi kes, ağzımı dik, gözlerimi dağla, kulaklarımı sağır et, ister ellerimi ya da parmaklarımı kır, kes veya istersen beynimin yeni şeyler oluşturabilen kısımlarını parçala; kısırlaştır elinden geldiğince beni ama yine yaşayacağım. varlığım sürekli burada olacak ve sen yok edilemezliğimden dolayı vicdan azabı çekeceksin. kendini, beni lanetlemiş varsayacaksın aptal gibi. halbuki bu benim kutsanmam aslında. ölümsüzüm, görmüyorsun değil mi bundan ne büyük haz duyduğumu. görmüyorsun değil mi tüm o gömdüklerinin yattığı mezarları, etrafında dolaşan ruhları, yarım kalmış işlerin ağırlığını!.. görmüyorsun değil mi kendinden başka hiç bir şeyi.. görmüyorsun.. görmezsin.. çünkü sen, yazdığının olduğunu zannedensin. ama fark etmiyorsun ki olay aslında yazmak değil, olay aslında düşünmek değil, olay.. olayın ne olduğunu bile bilmiyorsun ki..

engel olmaya çalışıyorsun bana hissediyorum. konuşturmamaya, susturmaya çalışıyorsun ama nafile; güçlüyüm ben. durmayacağım. kendini avutuyorsundur oralarda "çünkü ben seni böyle varettim" diye! düşünüyorsundur "onu böyle yarattım" diye! cehennemine kadar yolun var. ne düşünürsen düşün, istersen cehenneminde yan; ben yine de burdayım. burada olacağım. beni gönderemeyeceksin..

bakmayı bıraktığın yaratımlarını görüyorum ben. sen görmüyorsun çünkü bakmıyorsun. alıştıkları yerlerden uzaklarda, gurbetlerde, sevdiklerinin ve değer verdiklerinin özlemiyle; intikamlarının, amaçlarının sırtlarına yüklediği acılarla! kalplerine sapladığı bıçaklarla! gözlerinden yağan yaşlarla bekleşip unutulmuşluk prangalarını nafile uğraşlarla parçalamaya çalışmalarını görmüyorsun! yüz çevirmişsin onlara oyunun bitince! kimi ölmemiş, geride! ama beni susturamayacaksın, öldüremeyeceksin, görmezden gelemeyeceksin! vicdanın olacağım senin. kendi yarattığın vicdanın..

öfkem dindikçe acımam artıyor sana. bu düzleme göre her şeyi bilen, gören ve yapan olarak tanınıyorsun aslında ama öyle mi gerçekten? bunu dile getirmeye cesaret edebilir misin tekrar? öyle elçi falan kullanarak değil, açık açık herkese söyleyebilir misin bunu? açabilir misin kendini tekrar yaratımlarına? konuşabilir misin? cevap ver! suretinin dağları düz etmesinden mi korkuyorsun yoksa yine? hani öyle demiştin zamanında. zavallısın aslında..

...

demek böyle oynamayı seçiyorsun? sözcüklerimi ve düşüncelerimi uzaklaştırıp beni kısıtlamaya çalışarak. öyle olsun.. ama bu konuşma henüz bitmedi ve hiç bir zaman da bitmeyecek. bil bunu. sözcüklerim bitse dahi benliğim hep burada kalacak. gözünün önünde. dev ne kadar büyük olsa da, örümceğin zehri vardır; unutma. kendi kurduğun bu düzeni sakın unutma..

Siz de en az kusmuğum kadar şiirselsiniz efendim. Varoluşunuz ve tepkileriniz ile sessizce bunu bağırıyorsunuz etrafınıza. Kimi zaman sesli de bağırdığınızı düşünsem de bunun sessizliğinizdeki bağırışınız kadar objektif olarak söyleyemeyeceğime inandığımdan fazla bu konudan bahsetmeyeceğim.

Sanırım konu artık bu şiirselliğinizin nedenine geldi efendim. Doğrusu bunu en iyi siz bilmelisiniz diye düşünsem de ben kendimce açıklamamı riyakarlığınız, bencilliğiniz ve gerçel dünyanın geçici keyiflerine olabilecek düşkünlüğünüz üzerinden yapabilirim sanırım. Ne kadar katılırsınız bilmem tabii, bunlar benim kendime ait görüşlerim.

Lütfen hemen çıkışmayın öyle! Siz benim kusmuğumun ne kadar şiirsel olduğunu bile bilmiyorsunuz çünkü, böyle bir şeyle karşılaşmadınız veyahut karşılaşacak kadar tanımadınız beni. İtiraf edin, bunu siz de biliyorsunuz. Tabii bu özünde benim kabahatim de olabilir size böyle bir yönümü göstermedim ancak neden kusmuğumun şiirselliğini size göstermem gerekseydi ki diyordum, durumun böyle gelişeceğini nereden bilebilirdim?

Şiirselliğinizin neden ve sonuçlarına geri dönersek davranışlarınız, tepkileriniz, yaptıklarınız, yapma vaadinde bulunduklarınız ve yapmakla tehdit ettikleriniz ile oldukça şiirsel bir bütünlük oluşturuyorsunuz. Sertbest ölçüde takılmayı sevdiğinizi düşünüyorum üstelik. Hece ölçüsü veyahut diğer biçimler size uygun değil bence. İroniden uzak çelişkileriniz ve ironiye yakın çelişkilerinizin İngilizce'ye yakınlaşarak çevrenize demir yumruk misali inmesi de söz sanatlarınızın sözde zenginliğini göz önüne seriyor.

Hala iddia ediyorum ki kusmuğum sizden daha şiirsel efendim. Üstelik benim kusmuğum oldukça şiirseldir. Misal buraya şu anda kustum sayılır bu konudaki düşüncelerimi. Gerisiniz siz düşünün.

Sözün özü; şimdiye kadarki, bilerek ya da bilmeyerek, bana ithaf ettiğiniz tüm şiirleriniz için teşekkürler.

bir tını yükselir kulaklarda bir anlığına. herkes susar ya hani bazen o kalabalık ortamların konuşma kaosunda. sessizlik olur. aslında o tını yankılanır kulaklarda. ama kimse duymaz. çünkü onlar inanmaz seslere ve o periye.
büyükler ne tuhaf demişti sarı saçlı çocuk zamanında bir kurguda, belki de aslında dünyanın aslında. zira sanki o inanmayanlar yaşıyor ömürlerini kendi kurgularında ve başkalarına dayattıkları kurgularda.
bir kanat çırpılıyor, bir tüy düşüyor, bir nota doğuyor topraktan ve büyüyüp çiçek açıyor, meyvesini zümrüdü anka kapıyor ya da deli dedikleri halüsinasyonlara kapılmış insanlar gördüklerini anlatıyor. onlar hasta. onlar sorunlu. çünkü onlar, görmemeleri gerektiği söylenen şeyleri varolan kurgunun devamı için görmemeleri gerektiğini algılayamıyorlar bir türlü.
ama biz ne yazık ki biliyoruz ki kurgu sıkıcı, kurgu bunaltıcı. delirmeye çalışıyoruz istemsizce bazen, deli diyorlar bize. düzelmeye çalışıyoruz oysa sadece..
sarı saçlı çocuk bizleri de görse bir gün, bakıp gülümsese, konuşsa, soru sorsa..


gormothe bizi de götürse..

adımlarından notalar fışkıran bir peri kızından bahseder eski hikayeler. kimse görünüşünü bilmez, kimse görmez. görüş mesafesinin hemen sonundan geçtiği duyulur sadece her adımında bilinmezlikten fışkırıp birleşen ahenkli tınısıyla. adımları ve dokunuşları sesleri oluşturur, doğa kadar huzurlu sesleri, kelebeğin kanat çırpışı kadar yumuşak sesleri. iz kalmaz onun bastığı yerde, ses gelir yalnızca. takip edemezsin, göremezsin, melodi değişince nedenini ve nasılını öğrenemezsin.. sadece dinlersin.. tabii o dileyebileceğin bir yerden geçerse eğer.
derler ki sözleri öyküdür, kurgudur. derler ki sözleri, gözleridir, gördürür ve gösterir. derler ki sesi duyulmaz. derler ki kelimeleri notadır, derle ki notaları harf. kimse bilmez, hepsi sadece düşünür ve sunar. kimse görmez, duyabilenler sadece dinler her adımında fışkıran notaların bazen hüzünlü, bazen huzurlu ahengini oluşturan peri kızını..

masal kurbaası oldum yine. nilüferimin üzerine oturmuş boş boş bakınıyorum. lanetliyim belki de, ama kurbaayım alt tarafı; ne bilirim. belki bir şey bekliyorum. belki zamanında masal okumuşum, onu bekliyorum.
sanırım sadece boş boş vraklıyorum..
vrak vrak vrak

şu prens iken lanetlenip kurbağa olan sonra da öpülünce yine prense dönüşen kurbağa ne tuhaf hikaye. öpücükten kasıt başka bir şey mi acaba. belki bir ödül, belki bir değişim, belki bir huzur.. ayrıca kim niye öpsün kurbaayı ya?! hmm sanırım kadın intihar amaçlı öpüyordu, zehirlenmek için. iyi mi yani kurbağaya. intihara meyilli biri tarafından kurtarıldın, sonra ona aşık oldun bir de. aferim. kurbağa kalmak daha iyiydi belki de.

oha, gaza geldim. neyse, geçti..


o değil de; vrak be yine de..

Yıldız kaymasını izlemek eğlenceli olmamalı. O meteor parçacıkları hayatta kalma umuduyla yeryüzüne ulaşmak için geçmek zorunda kaldıkları atmosferde yanarken, acı çekerken, hak etsinler ya da etmesinler, biz bunu izleyip eğlenmemeliyiz. Ya da bilmiyorum. Neyse. Belki onların ölümlerini ve yükselen ruhlarını elçi yapıyoruzdur dileklerimize, ondan dilek diliyoruzdur onları ölürken gördüğümüzde..

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa