[31/03/10 00:35:30 ] Eshevar : bence böyle sayfalarca soru hazırlayıp sonra bazı yazarların izini bulmalı ve onları bu soruları cevaplamak zorunda bırakmalıyız
[31/03/10 00:36:30 ] Eshevar : salyangoz ya da şövalyenin zamanı ile başlanabilir bence
[31/03/10 00:36:47 ] Eshevar : sonra bir şekilde bir dakikalık öyküler in yazarını bulmak isterdim
[31/03/10 00:36:56 ] Eshevar : le guin in evine baskın yapmak falan süper olurdu
[31/03/10 00:37:05 ] Eshevar : çay yapsa bize mesela le guin teyze
[31/03/10 00:37:51 ] Eshevar : ya da ihsan oktay anar ı tatlı yemeye gitmeye ikna etsek
[31/03/10 00:37:57 ] Eshevar : o konuşsa, biz dinlesek
[31/03/10 00:38:44 ] Eshevar : poe nun hayaletini çağırsak gece yarısı; bize korku hikayeleri anlatsa, sabaha kadar tırsıp uyuyamasak
[31/03/10 00:39:33 ] Eshevar : lovecraft da aynı şekilde; ama o hayatını anlatsa yeter
[31/03/10 00:39:54 ] Eshevar : tavandaki adam ı yazan karı kocaya yemeğe gitmek misafirliğe; onları dinlemek
[31/03/10 00:40:05 ] Eshevar : bazıları için soruya bile gerek yok, onlar konuşsun yeter
[31/03/10 00:41:10 ] Eshevar : öyle işte, kaptırdım kendimi


[31/03/10 00:42:52 ] Eshevar : bu gecenin masalı da bu olsun ^_^

tanrıyı inanılmaz kıskanıyorum.
sırf inadımdan kendi evrenimi yarattım ama yine de olmadı
kontrolümden çıktı hepsi
ama ben kontrolümden çıkmalarını istedim belki de içten içe
tanrıyı oynamak istemedim aslında
sadece tanrı olmak istedim belki de

tanrıyı inanılmaz kıskanıyorum
yaratmasını değil
bilmesini değil
yönetmesini değil
çaresiz kalamamasını kıskanıyorum
etki edemediğim olayların olmasından nefret ediyorum
gülümsetmeyi isteyip başaramadığım her insan için üzülüyorum..

[Conversation started on 11 Jan 2007 18:06:41]
[18:06:41] Eshevar : on the first day of gehenna, frpnet gave to meeee a brand new paladinslayerswoooorrd!..
[18:07:41] Eshevar : on the second day of gehenna, frpnet gave to mee two poserfighter and a brand new paladinslayerswoooorrd!..
[18:07:50] Eshevar : on the third day of gehenna, frpnet gave to mee three daggerwithgarlicsauce, two poserfighter and a brand new paladinslayerswoooorrd!..
[18:08:00] Eshevar : on the fourth day of gehenna, frpnet gave to mee four drowhunter, tree daggerwithgarlicsauce, two poserfighter and a brand new paladinslayerswoooorrd!..
[18:08:05] Eshevar : on the fifth day of gehenna, frpnet gave to mee five fallingangel, four drowhunter, tree daggerwithgarlicsauce, two poserfighter and a brand new paladinslayerswoooorrd!..
[18:08:19] Eshevar : on the sixth day of gehenna, frpnet gave to mee six idioticcrowcorpse, five fallingangel, four drowhunter, tree daggerwithgarlicsauce, two poserfighter and a brand new paladinslayerswoooorrd!..
[18:08:31] Eshevar : bitti

vuuu, yeni blog arayüzü!

Şarabını yudumladı, karşısında oturan kadına baktı. Çalan şarkının nakaratını mırıldandı hafif ve anlaşılmayacak şekilde. Kadın, adamın gözlerinde gördüğü şeyi kelimelendiremeyip sordu: "Hayrola yine?" diye merakla. Adam gülümsedi ve şarkının melodisine uydurmaya çalışarak cümlesine başladı:
"Kalbim, kolay elde edilen bir kadın bedeni gibi!
Ben bu gece, bu şarap kadehiyle aşık oldum yine;
Ben bu gece, bu şarkıyla aşık oldum yine;
Ah dostum, Horatio'm. Sen anlarsın yalnız bu sözlerimi
Ya da sen de anlamazsın ama sen yargılamazsın yalnız bu sözleri
Aşık oldum ben burada, bu gece, bu şarkıda.."
Kadın şarabını kokladı ve yudumladı. Ağzında bir süre tutup yuttu yudumunu. "Gormothe*'den sonra yeni bir bekleyişin mi oldu bu dünyada?" dedi umursamazca. Adam ciddileşti; "Hayır. Bu kadeh, bu şarkı ve bu gece bittiğinde bitecek bir aşk bu. Ölümsüz bir aşk." dedi. Kadın baktı sadece, boşluğa daldı gözleri; yolunu bulmaya çalıştı o boşlukta. "Ne kadar masum uyur o biliyor musun Latrenu**?" dedi adam ve ekledi "Uyurken görmez insanların korkunç hikayelerini, hallerini ve yüzlerini. O, ne kadar güzel görünüyor uyurken biliyor musun Latrenu? Sen hiç izledin mi Leatne***'yi uyurken? Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı, şarkıdaki gibi.." Latrenu kadehle oynayarak mırıldandı "Güneş çıkınca.." lafını kesti adam; "Ölümsüz diyorum, güneş çıkmasından bahsediyorsun. Ne fark eder? Şu an asıl ölümsüz olan." dedi hızlıca.


Sonra; sonra şarkı bitti; yazan kişi şarkıyı tekrar başa almaya üşendi. Yazı boyunca arkada hep Yeni Türkü - Destina çaldı. Evet, adam o gece, o kadehle, o şarkıda; Destina'ya aşık oldu. Ve sabah hepsi geçti..

*Gormothe: Yeterince iyi olduğunda insanlar onları alıp huzur dolu topraklara götüreceği rivayet edilen bir at.
**Latrenu: Bir kadın.
***Leatne: Bir adam, Latrenu'nun sevgilisi.

çemberinin içinde, bileklerinde prangaları, kıskançlıkla etrafını izliyordu. çirkin cadılar çemberin etrafında uçuşup dalga geçiyorlardı onunla, insanlar tiksinerek bakıyorlardı. her nefes verişinde soğuk havaya dağılan alev alev nefesinin buharından korkup kaçışıyorlardı sinekler gibi. diş biliyordu çemberinin içinde sabırla. dişleri prangaları delip, çemberi kıracak kadar keskinleşecek hale gelinceye dek, besleyecekti gücün ateşini öfkesinin odunlarıyla. zincirlenmiş bedeninin kana, ölüme, acıya ve vahşete olan açlığı okunuyordu yüzünden sadece ama ruhu hala merhamet doluydu çok gerekliymiş gibi. bazen canlanıyordu gözünde çıkışı, o cadılardan birini ayağından yakalayıp kenara fırlatışı, ilk gördüğü insanın üzerine atlayıp onu yere yatırışı ve pençesini karnını deşip bağırsaklarını parçalamak ve kalbinin bulunduğu yere doğru uzatmak için savurmaya hazırlanırken yapamayışını görüyordu. bu, daha çok sinirlendiriyordu onu. ama, neyse..


ne yazdım ben? niye yazdım ben? berbat lan bu? silerim ki ben bunu? ama kızıyorlar da öyle yapınca.. neyse, silmem.. kaybolsun istemedim nedense.

Saatine baktı, gecikmişlerdi. Hızla etrafını kontrol etti: binalar, pencereleri, sokak lambaları, yangın muslukları, yiyecek makinaları, dolaşan insanlar, dolaşan bolca insan.. Son bir aydır yaşadıkları zaten varolan kalabalık korkusunu aktif bir paranoyaya çevirmişti. Etrafındaki her şeyin, her an kendisine karşı tehdit oluşturabileceği paranoyası.. Derin bir nefes aldı, sakinleşmeye çalıştı. Kalabalığın içinde onu gördü. Kulağındaki büyük kulaklıkları ile dans eder biçimde ona doğru yürüyordu. Üzerindeki lacivert, uzun palto hoş bir hava katmıştı. Her zamanki gibi spor ayakkabıları vardı ayağında. Sigarasından derin bir nefes alıp havada bir duman bulutu oluşturdu ve yarım halde ileri doğru atıp minik bir sıçramayla üzerine basarak söndürdü. Kendisini gördüğünü ve sigaraya karşı olan düşüncelerine saygı gösterdiğini düşünerek gülümsedi ve başıyla selam verdi. Kadın, elini paltosunun cebine atarak minik bir kutudan ağzına 2-3 ufak beyaz şey attı ve adama doğru koşmaya başladı. Adam kollarını açıp sıçrayan kadını havada yakaladı. Öptü.
-Mentollü şeker?
-Sigara tadını sevmediğini biliyorum.
-Şu anda hiç fark etmezdi doğrusu. Özlemişim seni.
-Heh, sersem şey. Nasılsın ve beni artık yere bırakır mısın?
Adam hafif kızararak kadını bıraktı yere. Tekrar etrafını kontrol etti hızla.
-İyiyim, artık daha iyiyim.
-Senin için fazla kalabalık bir yer burası, biliyorum ama anlamalısın. Böylesi daha güvenli.
-Evet, evet.. Artık anlıyorum merak etme. Öğrenmeye başladım ben de.
Buruk bir şekilde gülümsedi adam, kadın sahte bir alınganlık ve trip bakışı ardından adamın koluna girip onu bolca kafenin olduğu ama daha az insanın yürüdüğü bir sokağa doğru çekiştirmeye başladı.

Penceresinin önüne sandalyesini çekti. En sevdiği sandalyesiydi bu. Eskimiş, kırmızı ve kadife yastığı, işlemeleri, taşıdığı anıları.. Demlenmesi için bıraktığı kahvesini üzerinde kahve çekirdekleri resmi bulunan kupasına doldurdu. Gözü şekere gitti, vazgeçti. Pencereye doğru giderken yanından geçtiği sehpadan hızla 2-3 küçük çikolata parçası aldı ve beceriksiz bir hırsız edasıyla kahvenin içine attı. Büyük bir iş başarmışcasına yüzünde büyüyen gülümsemesiyle sandalyesine oturdu ve dışarı baktı.

Boşluk.. Işıktan önce boşluk vardı aslında ama boşluk sözünü etmeye değmeyecek kadar boştu, bu nedenle hep atlanmıştı. Boşluğun ortasında bir ışık belirdi ve aydınlattı o hiçliği. Minik, yalnız parlak bir ışıktı o. Büyüdü yavaşça, aydınlatması ve güneş olması için bir toprağa yaklaştı sonra onu yaktığını fark edip uzaklaştı. Yanıp kuruyan ve çatlayan toprak parçasından bir iki parça koptu ve etrafına takıldı. Sonra hepsi dans etmeye başladılar. Işık kendi etrafında, toprak kendisinin ve ışığın etrafında, kırık parçalar kendilerinin ve toprağın etrafında.. Kırık parçalardan ufak olanları yorulup yok oldular bu danstan. Büyük parçalar direndi. Toprak parçası silkinip şeklini düzeltti. Sonra toprak elbiselendi mavi renkte. Başına ve ayaklarına beyazlar giydi. Elbisesine yeşilli kahverengili puantiyeler eklendi. Keyfe gelen toprak parçası biraz dengesini kaybetti ve etrafındaki kırık parçaları ışığa fazla yaklaşıp yandı. Neyse ki dansa devam etmeye konsantre olmuşlardı ki yok olmadılar. Onun yerine o yoğun ısıdan camsı bir güzellikle ayrıldılar. Toprak parçası Leydi oldu, camsı güzellikler de Şövalyeler. Leydi ve koruması üç Şövalye..

Kahvesinden bir yudum aldı.

Leydinin elbisesi bir süre sonra donuk geldi, hareket eden şeyler gerekti. Uçan, tüylü şeyler geldi önce kuş adında. Puantiyeler arasında geziştiler. Maviliklere yüzen pullu şeyler geldi balık adında. Puantiyeler etrafında geziştiler, kuşlarla yenip yeniştiler. Yürüyen kıllı şeyler geldi sonra puantiyelere. Gezdiler, birbirlerini gördüler, zaman zaman yediler, zaman zaman yendiler. Arada kuşlara ve balıklara sataştılar. Arada ağızlarının payını aldılar. Öylesine yaşadılar..

Kahvesini yudumladı tekrar, sıcaklığından şüphelendi ama tekrar bakmaya üşendi.

Leydi'nin puantiyelerine ada dedi kıllılardan biri. Ada diyenin ailesi kıllılardan ayrıldı, kılları azaldı. Sonra her şeye isim verdiler ama Şövalyeler bile hepsini hatırlayamadı. İsimverenler kıllıları kendilerine göre yaşamaya zorladı. Hatta kuşları ve balıkları da. Sonra adaları küçük bulup diğerlerine geçtiler ve diğerlerinde de aynı şey yaptılar. Sonra adalar arası anlaşmak zor olunca yanlış anlaşılmalara kapılıp birbirlerini kendilerine göre yaşamaya zorlamaya çalıştılar ama çatışma çıktı. Bazı adalarda hiç isimveren kalmadı.

Kahvesinden büyük bir yudum aldı. İçine attığı çikolata parçalarından erimemiş bir tanesi ağzına geldi, onu yedi.

İsimverenler başından beri Leydi'nin elbisesinin kendilerine verdiklerini yeterli bulmamıştı aslında ama sonradan bunu abarttılar. Bir şeyler yaptılar. Işık'a rakip olacak ateş yaratma çalıştılar, yandılar. Şövalyeler bunu görünce üzüldü, çünkü yanmanın ne demek olduğunu biliyorlardı. Ama isimverenler üstesinden geldi, gelişti, değişti. Az kıllılıklarını kılsızlığa değiştirdiler, kıllıların bazılarını Leydi'nin gözünden yok ettiler. Şövalyeler izledi ve üzüldü..

Tek yudum bırakacak şekilde içti kahvesini. Fazla ılımıştı kahve.

İsimverenler adalar arası birbirlerinden o kadar çok korktular ki paranoyak oldular. Şövalyelerde de kendileri gibi birileri var mı diye bakmaya gittiler, ki belki bulsalar onları da kendileirne göre yaşamaya zorlayacaklardı belki de, ama bulamadılar. Çünkü Şövalyelerin işi Leydi'ye bakmaktı. Ama Leydi'yi isimverenlerden koruyamıyorlardı. Çünkü isimverenler Leydi'nin üzerindeydi. Leydi isimverenlerin yaptıklarından rahatsız olup arada huysuzlandı. İsimverenler Leydi'yi nankör bulup onu yaşlandırdılar. Leydi yaşlandıkça daha çok huysuzlandı ama isimverenler bunu bir süreden sonra takmayı bıraktı.

Soğumuş kahvesini bitirdi, pencerenin önünden kalkı. Sandalyesini alıp yerine götürdü. Geri dönüp kahve fincanını aldı ve mutfağına gidip içine su doldurdu. Kapının çaldığını duydu, gidip açtı. Gelen babasıydı, geçerken uğramış ve çikolata getirmişti. Teşekkür edip gülümsedi, sarıldılar ve kapıyı kapattı. Mutfağa geri giderken telefonu çaldı. Arayan babasıydı; memlekete vardıklarını, yolda bir ara kaza nedeniyle uzun süre beklediklerini, herkesin selamı olduğunu söyleyip ardından yaşam tarzı üzerine uzun ve sinirli bir nutuk çekerek telefonu kapattı. Elinde olmayan çikolatalara baktı hüzünle. Mutfağa girdi, bir bardak su ve raftaki ilaçlarını aldı. İlaçları ağzına atıp suyla boğazından hızlıca geçmelerini sağlamaya çalışırken mutfak kapısından doğru duvara astığı, ardında siyah cam olan penceresine baktı boş boş.

Sonra, geçti..

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa