metucon oldum. ilk gün meyveli jöleden yaratılma, çikolatadan ırmaklara sahip bir dünyanın yaratılmasını seyredip destekledim yaratım masasında; ikinci gün 4 masum uzay otostopçusunu katlettim otostopçunun galaksi rehberi oyununda.


tuhaf insanlarla muhabbet ettim. bazı eski arkadaşlarımın huzursuzluk verdiğini fark ettim. "adını çok duyup ardından çok küfretmiştim" diyerekten tanışmak istediğim biriyle ayaküstü muhabbet edip sonra rahat bıraktım.

iyi kalpli ve barışçıl bir druid tarafından içimdeki kan kokusuna aç liche yenilmemekte yardımcı olundum belki bilinçli belki bilinçsizce. ama muhtemelen o yarattığı değişimin çok fazla bilincinde değildi, ama ben söyledikçe fark etmiş olabilir.

ankara tuhaf yer. çok ideolojik kaygıları var bence ama bu kaygılar kendisini değiştirip yenilemesini sağlamış bir nebze. eğlenceli sayılabilecek bir yer. vapur yok. denizinin, körfezinin falan olması önemli değil ama vapuru da olsa ankara süfer olabilirmiş bence.

bence ben.. neyse.. hayat çok tuhaf..

free hugs şeysinin sonuna yetiştim bugün.

1-2 tanıdığa takılıp tanımadığım insanlarla sarılıştım.
tuhaf bir histi. tanımadığım insanlar tarafından sarılılınmak. normalde sevmem. ama amacın bu olduğu bir ortamdaydım. ben tanımadıklarımla fiziksel temasa geçmeyi zaten hiç sevmem. ama eğlendim. kendimi kirli hissediyorum.
zihnen.
bedenen niye hissedeyim.
hissetmeli miyim?
ıhm..

..

neyse; o değil de sonra poi yapanları gördüm, ben de denedim, oldu, komikti, çok hızlı sallamamak gerekiyormuş ama. öyle dediler bana. ben de diyemedim ki "ama böyle böyle çok çok hızlı hızlı sallayınca çok güzel ses çıkıyor, herşey bulanıklaşıyor, dünya daha az görülerek manzarasal halde ışıltılı şehirlerin uzaktan görünen aldatıcı güzelliği gibi kalıyor" diye. "peki" dedim ben. ne tuhaf.

(tüm yazının bir çizgi filmdeki herhangi bir oyuncak ayıyı seslendirebilecek küçük ya da küçük çocuk sesli birinin olası sevimli sesiyle düşünün bir de. ne korkunç değil mi? ben öyle düşündüm çünkü. kendimden korkuyorum şu anda.)

(evet, kafam güzel.)

ilginç insanlarla muhabbet ettim, insanlara yoyo kullanmayı öğretmeye çalıştım ama öğretme yetimin yetersizliği burada da olayını gösterdi ve ben beceremedim.

hala insanlarla tanışırken ismimi söylerken tuhaf hissediyorum [bilen bilir, bilmeyene özel istekle açıklarım ne demek bu. ama siz bilirsiniz.]

..
....

bu kadar?!

ben ankara'ya gideceğim! yani elbet gideceğim. her ne kadar ev ahalisi sorun çıkarıyor gibi olsa da bu konuda elbet gideceğim.

metucon için oyunlarıma ortalama 15'er kişi "oynayabilirim" demiş. mutlu oldum!

ankara'ya gitsem ya ben?..

bazen insanlar çok sıkıcı..

ben bazen çok saçmalarım...

"sence ben ağlarsam gözyaşlarım lethe'ye mi düşer styx'e mi?.." dedi gözlerinden sebepsizce düşen damlayı düşünerek yattığı huzur dolu mabedinden o mabedi etrafında taşıyan mucizevi meleğe ukala, umursamaz, gerçekçiliksiz bir ama ciddi bir fısıltıyla..


sizce ben ağlasam lethe'ye mi düşer yoksa styx'e mi gözyaşlarım?.. ne dersiniz?..

o bir gün gidecek ve ben çok üzüleceğim. o gün, kimse benim gibi üzülemeyecek onun ardından. başkaları için benzer şekilde üzülmüşler ya da nasıl üzüldüğümü anlamaya çalışanlar teselli etmeyi deneyecek, belki iyi gelecek belki de gelmeyecek. bir gün o gidecek ve ben çok üzüleceğim. bence, yani bana göre, en çok ben üzüleceğim.

herkesin bir "o"su vardır bir şekilde sevdiği; değil mi?..

Hızla gözlerini açtı. Karanlık, sıcak, havasız bir ortama açılan gözleri kapanmaya çalıştı ama onları engelledi. Nefes alıp verişini düzenlemeye çalıştı ve kolayca başardı. Gözlerinin karanlığa alışmasını bekledi. Nefes almakta zorlandığını fark edince tüm gücünü toplayıp kollarını kaldırdı ve yorganı kafasından çekti. Yüzüne çarpan aydınlık, serin ve nispeten temiz havayla titredi. Kıpırdamaya çalıştı ama bacakları uyuşmuştu. Boynunu hızlı hareketlerle sağa-sola oynatarak etrafı kolaçan etti. Kendine bu tutsaklıktan çıkış yolları aradı. 17 ayrı kalkış planı hazırladı ve uygulamak için en tehlikeli olduğunu düşündüğünü seçti. Çünkü bu plan o kadar tehlikeliydi ki gerçekten işe yarayabilirdi! Yüzüne ciddi bakışını oturtup karizmatik bir şekilde yatağın sol sınırına baktı. Sonra hızla o tarafa yuvarlanarak kendini yorganla birlikte yataktan aşağıya fırlattı. Düşüş anı uzun sürse oldukça karizmatik durabilirdi aslında ha bir de yüz üstü düşme korkusundan çarpılan yüzü kameraya dönük olmamalıydı ama. Sonunda yorgana sarılı bedeni havadan çok daha soğuk olan yerle buluştu. Haliyle canı acıdı. Bu aşamayı atlattığı için derin bir nefes alıp vermeye karar verdi kendine ödül olarak. Denedi, başaramadı. Yorgan ona ihanet edip, onu rehin almıştı. Yerde, etraftaki dolap, masa gibi şeylere yarı tehlikeli çarpışlar yaparak ona karşı büyük bir mücadele verdi ama sonunda kazandı, yorganın şeytani düğümünden kurtuldu. Ama şimdi sabah ayazının dayanılmaz soğuğuna karşı sadece pijamadan zırhıyla kalmıştı ki o da yetersiz kalıyordu bu duruma karşı. Panikle ne yapacağını düşündü. Üşüyordu. Korku ve çaresizlik dolu bakışlarını tavana dikti ve öylece kaldı. Aklı başından gitmişti artık. Bir çözüme ihtiyacı vardı ama odanın boşluğunda yapayalnızdı..

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa