bakın burası Shelter 22! sarı renkle işaretlenmiş olan yer yani. warhammer figürleri satma amaçlı açılmış, gidip warhammer ya da frp oynamamıza imkan veren, yeni ve cici ve desteklenesi bir yer. ey izmir'den frp oynayan, oynamak isteyen, oynayacak kişi arayanlar. tavsiyemdir. gidin. üstelik levent(sahibi) çok cicidir.


hatta ben yarın gideyim oraya. ders falan çalışayım. sınav mınav diye şeyler çıkarmışlar.

bloga yüklediğim ilk resmin reklam konseptli olması çok abuk.. neyse..

öptüm.

http://kemikkanatlar.blogspot.com/ vs http://yogusuk.blogspot.com/


eski blogum ve şu anki blogum. eski blogumu oradaki yazım, yaşam ve düşünüş tarzımı kaybettiğim ve uzun bir yazamama krizine girdiğim için bırakmıştım. insanlarla konuştukça eski blogumdaki yazan benin düşünüş tarzını özlüyorum. daha güzel bakıyormuş hayata. belki de ben de blog kurban ediyorumdur kendimi değiştirirken. yoğuşuk tan sıkıldım. baştaki anlamlarını taşımıyor artık. bazı yazdıklarım sanki uymuyor bu konsepte. hepsinin ötesinde artık blog için yazamıyorum sanki. bir mesaj kaygısıdır sürüp gidiyor yazılarımda. insanların msn loglarına sıkışıp kalmış anlık, hepi topu 900 karakterlik yazılar.

buradan sıkıldım ama gitmememin tek nedeni buradan gidersem nereye gideceğimi bilmem. bir blogun daha olması ne değiştirecek? ya da ne istiyorum aslında ben? .. eskiden insanlar(herkes) okusun diye yazardım. şimdi insanlar(belirli kişiler) okusun diye yazıyorum, bundandır ki yazılarımın neredeyse hepsi birer msn penceresinden kopyalanmış oluyor özünde. çıkış noktası bulmak zor. belki de yok. belki de olsun istemiyorum. belki de bulmak için kendimi paralıyorum. kim bilir ve ne fark eder?..


belki de sadece yeni bir blog için düzgün bir isim bulamadım hala..

"plan basit, siz beni rahat bırakın ben de zamanı geldiğinde size yapacaklarımın acısız olmalarına dikkat edeyim" dedi aşçı önlüklü adam sağ elindeki bıçağı sallarken. gözüm sol elindeki küçük, vasabi mi ne dedikleri, şişko bibere kaydı. acı görünüyordu. adamın gerçekçi mi yoksa sembolik mi konuştuğunu düşündüm o yemeğine devam ederken. kötü kötü baktı bana bir ara. sanırım "hala burada mısın sen der gibi bakmak" dedikleri böyle bir şey olmalıydı. aslında ben anlamadım, ama onun yerinde olsam "hala burda mısın sen" der gibi bakmaya çalışırdım. acaba öyle bakabilir miyim ben de? mutfaktan çıktım. ben çıkarken, o da doğradığı tüm o acı acı kokan biberleri yemek tenceresine boşalttı.

bu blog bir süre sonra kendini imha edebilir

*Elead bara girer, kalabalık masaları geçip bar tezgahına yaklaşır ve uzun taburelerden birine oturur sıçrayarak, Gece gelir.*
Gece: Hangi yangını söndürmek istiyorsun ruhundaki?
Elead: En fazla yakanını.
Gece: Çok fazla yangın görüyorum yüreğinde, hepsi kavuruyor etrafını ve kabını. Sen seç yangını.
Elead: İntikamlarımın ve öfkelerimin alevlerini yalnız benim söndürmemi kabullenir yüreğim, aşklarımı yalnızca tenim doyurur, pişmanlıklarımıysa gözyaşım söndürür. Ne kalıyor geriye?
Gece: Bilmediklerinin yok edici alevi? Ya da bilincinin?
Elead: Bilmediklerimin alevi namlumda kalan dumandır, bilincimse terk etmiştir beni uzun zaman önce.
Gece: Karamsarsın, sana bir bardak içerisinde umut ve ışık vereyim; üzerinde yüzen tatlı bir limon olsun.
Elead: Şarap tercihimdir, içkim acı ya da ekşi olsun isterim bilirsin.
Gece: İçin yeterince ekşi değil mi içkini de ekşi istiyorsun?
Elead: Ancak o uyum sağlıyordur belki de, belki tatlılık zehirleyecek ekşiliğimi diye uzak duruyorumdur zaten.
Gece: Şarabım var aslında bir kadeh, özel. Ama sandığından çok daha koyu, ekşi ve serttir.
Elead: Gece, bir şarap gözlerinden koyu; hayal kırıklıklarından ekşi ve sözlerinden sert olmadıkça onlara özel dememelisin bence.
Gece: Benim değil ama seninkilerden koyu, ekşi ve serttir kesinlikle..
Elead: Üstadımla tandışmama izin ver o zaman, takdim et beni ona!
*Gece bir kadeh şarap getirir, şarap siyaha yakın bir kırmızı rengindedir*
Elead: Lanetlinin kanı da olsa, yılanın gönlünün gözyaşı da; içki içkidir!
*Elead kadehi bir yudumda içer, sallanıp tabureden düşer*
Elead: Bu.. Bu neydi böyle?..
Gece: Kişinin en ağır içkisi kişiliğidir. Bir tattı mı vazgeçemez normalde. Sadece biraz şarap kattım içerisine, cehennemin bekçisi köpeği öldürecek cinsinden. Tadın nasıldı Elead?..
Elead: Lanet etmelerine hak verecek kadar kötü, merhamet dilemeyi gerektirecek kadar kesin ve baş eğik dinlenecek kadar doğru bir dil sahipsin Gece gerçekten de..
Gece: Kendine bir iyilik yap ve gidip uyu. Hatta dur..
*Gece barın arka kısmına gidip bir süre sonra uzun bir bardak içerisinde dumanı tüten beyaz bir sıvıyla gelir.*
Elead: Nedir bu bembeyaz şey? İlk günahın sıvı hali mi yakacak şimdi de içimi?
Gece: Yoo, sadece süt. Uyumana iyi gelir, güzel düşler getirir. Süt, hayat verir. İçindeki yangını durdurmasa bile dindirir. Gülümse ve iç.
Elead: Bir barda, kendimin acı şarabı sonrası süt içmek?..
Gece: Benim barıma asla normal beklentilerle gelinmez..
*Perde kapanır..*

Küçük korkak sincap çalıların arasından uzatmış başını yaşadığı minik sevimli parka. Son zamanlarda sayısı artan birbirinden suratsız ve dikkatsiz insana bakmış uzun uzun. Hepsi somurtuk, hepsi ezbere yürüyen insanlar. Sıkıcılar.. Ara sıra kendini kovalmaya çalışan çocuklar da niyeyse beş günde bir falan gelir olmuşlar. "İş günü" diye bir terim hatırlıyormuş bahsettikleri. Bir de "haftasonu". Herkes seviyormuş bu haftasonunu niyeyse. Hafta kimmiş? Niye sonuna seviniyorlarmış? Niye bir şeyin sonuna sevinilsin ki? Hafta kötü bir şey miymiş? Kafası karışık küçük korkak sincap çalıların arasından yaşadığı minik sevimli parkı izlemiş..

Zaman geçtimiş..

Küçük korkak sincap çalıların arasından uzatmış başını yaşadığı sevimli parka. Soldaki ağaca yaptığı yuvanın yıkılan kısımlarını düzeltmiş, yan tarafa az önce düşen kozalakları hızla çalıların arasına saklamış, sağdaki ağacın kovuğunun önünü kapatmaya yeltenen dalı kemirmiş, arka taraftaki yaprak yığınından kötü kokan yaprakları ayıklamış, bir ara su içmek için durup etrafına bakmış ve tehlike görmeyince işine devam etmiş. O hafta sincap hiç dinlenmemiş, oynamamış. Sincap hep haftanın sonunu beklemiş. Hafta sonuysa çocukları beklemiş. Hafta içi gelen çocuklar sincaba bakmış ve sıkılmışlar. Sonra annelerine sormuşlar; "Hafta kimmiş? Niye sonuna seviniyorlarmış?.."

Evin tüm kapı ve pencerelerini açtı tek tek. Balkon kapısı, odaların pencereleri, tuvaletin havalandırma penceresi, hepsi.. Hepsinin önüne, kenarına, kıyısına çarpmasın diye bir şeyler sıkıştırdı açarken. Bir havlu, eskimiş bir tişört, tahta kalem.. Ne gelirse eline o anda. Yeni aldığı tütsünün paketini açtı ve tüm tütsüleri tahta uçlarından tutup minik siyah bir ip ile bağladı. Çakmağı birleştirdiği tütsülerin diğer ucuna tutarak yakmaya çalıştı. Birden harladı tütsüler elinde, korkup düşürecekti ki kendini tuttu öncelikle onları düşürüp tutmaya çalışmadan önce. Alevin büyümesini izledi, görüntüye daldığını fark edince üfleyerek söndürdü alevi ve tütsülüğe, küller etrafa saçılmayacak şekilde yerleştirdi tütsü yığınını. Bir rafa yığdığı kokulu ve kokusuz çeşitli boylardaki tüm mumları aldı ve evin çeşitli yerlerine yerleştirmeye başladı. Bilgisayarın üzerine, televizyonun üzerine, yemek masasına, çalışma masasına, kitaplığının tepesine, dolabın üzerinde minik boşluğa vesaire vesaire.. Mum eriği yere akacak olanların altlarına çay tabakları yerleştirdi üşenmeden ve hepsini yaktı yanlarından ayrılmadan önce. Mutfak, banyo ve tuvaletteki tüm muslukları açtı, sifonu çekti ve beş dakika bekleyip hepsini kapattı. Son bir kez etrafa bakındı daha ne yapabilirim diye. Mutfakta koca bir tencereye tuzlu su hazırlayıp bundan bir miktar evin ve odaların köşelerine döktü azar azar. Artanı açık balkon kapısı ve camların önlerine serpiştirdi, kalanı lavabolara ve klozete boşalttı. Evdeki elektronik eşyaların fişlerini çekti, şalterlerin hepsini indirdi. Tekrar bir göz gezdirdi evde. Sonra ayakkabılarını giyip evden çıktı. Kapıyı kapattı ama kilitlemedi. Yolda boş boş yürümeye başladı..

Evin beş on dakika uzağındaki parkta bir banka oturdu ve gömleğinin cebinden özel bu an için sakladığı ya da sadece orada unuttuğu sigarasını çıkardı, yaktı. Ciğerlerindeki havayı boşaltıp sonra tümünü sigaranın is, duman ve katranıyla doldurdu; biraz durup dışarı boşalttı. Sonra sigarayı yere atıp üzerine bastı. Ciğerleri de temizlenmişti sonunda. Sonunda ev ve kendisi onun nefesinden ve hissinden arınmıştı.. Zihni rahatlamış bir biçimde eve doğru yürümeye başladı. Sarhoş bir melek omuzlarındaki ağır yükü kaldırdı ve onu hafifletti. Kumadam bir tutam kum serpti havasına. Gülümsedi, kurtulduğu esaretin ardındaki yeni dünyaya cesurca baktı ve mırıldandı: "O da böyle olsun isterdi.."

Estetik kaygı nedir?
Cidden düşündüm de, estetik kaygı çok abes bir şey belki de. Kaygılanmak zaten abes aslında. Ama ne bileyim örneğin telaffuzu çok daha sevimli geldiğinden dolayı hikaye yerine öykü, kelime yerine sözcük demek bir estetik kaygıdır sanırım. En azından benim estetik kaygı anlayışımdır.
Bir şeyi sadece gerekli olduğu için değil istediğiniz için de yapmaktır. Giyinmeniz zorunluyken güzel şeyler giymenizdir estetik kaygı.
Sırf bir yazarı anmak için omzunuzda havluyla dolaşmaktır bir gün boyunca estetik kaygı.
Çirkin göründüklerine inanıp yerdeki anlamsız karolara basmadan yürümek ya da tam tersi çirkinler diye üzerlerine üzerlerine basarak yürümektir estetik kaygı.
Büyük-küçük harf karşılaşmasını faşist bulup sadece küçük harf kullanmaktır estetik kaygı.
Üç noktayı sıkıcı bulup iki nokta kullanmaktır;
Bulutların pembe olmasını düşlemektir;
Trafik lambalarının nasıl hissettiğini merak etmektir;
Perşembeleri sevmemektir;
Kapağını en sevdiğin kitabı, kitap yığınının en üstüne koymaktır;
Göreliliktir;
Nevi şahsına münasırlıktır;
Şahış olmaktır estetik kaygı.
(bunların hepsine sahip olun değil, bunlar yalnızca birer örnek. bu tarz şeyler estetik kaygıdır gibisinden)
Benim estetik kaygılarım var, sizin de olsun. Estetik kaygılanın. Kaygılarınız sadece estetik olsun. Ve her şeyi estetik kaygılarınızla değiştirebileceğinize inanın. Hepimiz bulutları pembe düşlersek belki onları pembe görebiliriz mesela? Bu tamamen sembolik olması amaçlanmış bir örnek mesela ama neyse. Pembe bulut iyidir bence.

.

Elead: Mumların hepsini aynı anda üfleyince dilekler gerçek olurmuş.
Eshevar: Kaç mum olmalı sence?
Elead: Emin değilim. Mum sayısı yaşın kadar olmalı ya da yaşın mum sayısı kadar olacaktır belki de.
Eshevar: Sanırım ben bunu kötüye kullanırım.
Elead: Sen her şeyi kötüye kullanmak adına uğraşıyorsun zaten.
Eshevar: Senden bulaşmış olmasın?
Elead: Benimkine taktik deniyor seninkineyse çıkarcılık.
Eshevar: Herkesin hep çıkarı vardır ve kimse çıkarsız bir şey yapmaz.
Elead: Bunu daha önce de duymuştum ama senden değildi.
Eshevar: O olay konusunda yorum yapmayacağım ve sen hep muallakta kalacaksın bununla ilgili.
Elead: Zamanla anlaşılır bence bu.
Eshevar: Neden geldin?..
Elead: Yolunu kaybetmiştin.
Eshevar: Peki neden gittin? Hatırlayamıyorum gidişini tam olarak.
Elead: Sen de bu konuda muallakta kal o zaman.
Eshevar: Latrenu senin hakkında yorum yapmıyor bana.
Elead: Yöntem farklılıklarımız var, geçmişim bazen peşimi bırakmıyor..
Eshevar: Hatırladığım kadarıyla birbirimizden farkımız yoktu o zamanlarda?
Elead: Senin durumun farklı sanırım, bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Belki de amaçlar gibi. Benim motivasyonum bağlılık ve içgüdülerdi, seninkiniyse ben hiç çözememiştim o zamanlarda.
Eshevar: Birileri geliyor, susalım artık.
Elead: Ben sussam bile gitmeyeceğim, bunu unutma..

ben buradan sıkıldım

-dün uğraşıp kontör yüklemeyi denedim, olmadı. bankamatik yapmam dedi, bir yerden aldım bilgisayardan yükledi o arada işim çıktı dükkandan gitmek zorunda kaldım ama kontör yüklenmedi. üstelik bahsi geçen dükkan uzak ve ben üşengecim.
üstelik kontör de pahalı bir şey..

-baston oldukça estetik bir aksesuar. kesin kararlıyım bu konuda.

-gidilecek yerler listeme devrek eklendi. bir an önce ayarlayıp "karadeniz turu"na çıkmalıyım bence.

-insanlar ne tuhaf. hayatlarının yarısını meslek edinebilmek için kalan yarısını da emekli olabilmek için harcıyorlar ve sonunda ellerinde kalan kısım, zamansızlıktan hiç bir işe yaramıyor. neden istediğimiz şeylerle geçinemiyoruz? yazdığım yerden para kazanabilmek en büyük hayalim mesela benim. öyle okunan falan bir blog yazarı değilim biliyorum ama yurt dışında online çizgiroman, blog, günce ve benzeri şeylerle geçinebilen insanlar var. iyi manasında demiyorum ama; sadece geçinebilmek. keşke öyle bir şey yapabilsem..

-benbazençokhuzurluyum

-http://www.profilfotografi.com/ öeah süper fikir!

-facebook'dan insan sildim. önemli-önemsiz hiç bir şeye yorum yapmayan, görüşmediğim, sevmediğim, tarafından sevilmediğimi bildiğim, hatırlayamadığım herkesi sildim. arada yanlışlıkla da bir sürü insan sildim. ama rahatlatıyor insanı o kişilerden kurtulmak.

-ben negzel bir network şeysine girmiştim, neden üşengeçliğimi kırıp o işi yapmıyorum hala bilemiyorum. halbuki yapsam getirisi de cici olacak.. pff..

-izmir fuar'da organik ürünler fuarı ve karadeniz fuarı var. karadeniz fuarına gidin, tavsiye ederim. ben yarı karadenizli bir insan olarak çok eğlendim, birlikte gittiğim arkadaşlar da gördükleri değişik şeylerden bir o kadar eğlenmişler.

-facebook un öneri insanlarına hayranım. çok abazanlara hitabeden bir hede olmuş bence.

-uykusuz iken beynim daha iyi çalışıyor bence benim

-kırbaçlar şakladıklarında ses duvarını kırabiliyorlarmış?

-izmir sıkıcı bir şehir bence.

Ahmet, Elif, Murat birer kurgucudur; Öykücü'de oyun yöneticisidir.
Ahmet: Kovukta beklemeye devam ediyorum bir süre daha. "Kesin bu köşeye daha önce burada kalan adam biraz su ve konserve gömmüştür" diyerek köşeyi kazıyorum. *Bir çelişki puanı harcar*
Öykücü: Gömülmüş birkaç parça şey buldun. Yenilebilir ve içilebilir durumdalar.
Ahmet: Tamam, ben dinleniyorum o zaman diğerleri gelene kadar.
Murat: Ben en son bardan çıkmıştım sanırım. Bir taksi çevirmeyi deneyeceğim.
Öykücü: Saat geç olmuş, pek gelen geçen yok gibi görünüyor bu yolda.
Murat: *Bir çelişki puanı harcar* Az önce yan mahalleye bıraktığı adamdan sonra geceyi bitirmeden son bir sefer yapmayı düşünen taksici amca köşeyi dönecek birazdan.
Öykücü: Köşeden bir taksici çıktı, seni görünce yavaşladı.
Murat: Taksiye biniyorum, selam falan vermiyorum adama, "Narbel" diyorum.
Öykücü: Taksici uzak bir yer söylemenden hem memnun hem de değil bir ifadeyle yola koyuldu. Elif?
Elif: Ben en son evdeydim sanırım, evde de bir şey yapmamıştım sabahtan eve gelmiştim. Hmm, o zaman ben zamanı geçiriyorum şimdilik.
Öykücü: Nasıl yani?
Elif: Saate bakıyorum. "Aslında akşam oldu, ben de orada bir şeyler yaptım geçen süre boyunca." diyorum.
Öykücü: Muallakta bırakıyorsun aradaki süreyi yani?
Elif: Evet, böylece sonradan doldurabilirim gerekirse.
Öykücü: Bu, fazladan çelişki puanı gerektirir. 4 tane.
Elif: *4 çelişki puanı harcar*
Öykücü: Bir süre daha zaman öldürüp buluşma noktasına geldiniz. Arası bulanıktı. Biri iradenizi geçmiş gibi duruyor.
Ahmet: Bence bunu kullanabiliriz. "Ben gelmeden önce kesin etrafa bakmışımdır" diyorum *bir çelişki puanı harcar*
Öykücü: Bir puanın yeteceğinden emin değilim, bir tane daha koy. Başka birinin iradesi de var işin içinde çünkü.
Ahmet: *bir çelişki puanı daha harcar*
Elif: Ben..
Öykücü: Sıra şu anda Murat'ta. Murat?
Murat: O zaman ben önce evime uğramış ve silahımı almışımdır yanıma. Kesin yanımda sahte polis rozeti de vardır zaten artık, almışımdır evden çıkarken.
Öykücü: Eve uğramak için iki, polis rozeti için bir çelişki puanı.
Murat: *üç çelişki puanı harcar*
Öykücü: Şimdi sende Elif.
Elif: Sabah buluşma yerini biliyorduk değil mi biz?
Öykücü: Evet.
Elif: O zaman ben evde geçirdiğim zaman içinde burayı ve çevresini google earth'dan falan inceledim aslında.
Öykücü: Normalde değişim için iki derdim ama şimdi kendi kurduğun ve kimsenin bağlantılı olmadığı bir şeyi kurguluyorsun ondan çelişki puanı harcamana gerek yok.
Ahmet: Diğerlerine dönüyorum: "Eee, gidelim mi artık?"
Elif: "Dikkatli olmalıyız, burası tuhaf bence.. Ürkütücü." daha kısık sesle mırıldanıyorum çantamı açarken "Kesin gelmeden yanıma bıçağımı almışımdır." *bir çelişki puanı harcar*
Öykücü: Evet almışsın, devam edin.
Murat: "Tamam, ben önden gideceğim. Siz etrafa dikkat edin."

(bu bir oyun denemesi planıdır. oyunu bir öykü ve oyuncuları o öyküye müdahale edebilen kurgucular olarak düşünebilirsiniz. frp tuhaf şey zaten. boşverin.)

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa